DÖRDÜNCÜ BÖLÜM :

 

                        ‘’Eğer yeryüzünde bir cennet varsa, cennet burası ......’’

Adam başını uzanıp giden çayırlara ve sislerle kaplı dağlara çevirmiş, bakışları ile uzakları yakın etmek ister gibiydi.Gözleri doğanın bu eşsiz ziyafeti karşısında hayranlığını gizleyemiyordu. Başını kaldırıp, sanki Tanrı ile konuşuyormuşçasına;

‘’Tanrım... ‘’ dedi  ‘’ Doğanın bu eşsiz güzelliğini görmem için verdiğin bu gözlere sonsuz teşekkürler... aşını yiyip, suyunu içip, havasını teneffüs ettiğimiz bu dünyayı biz insanlara verdiğin için sana binlerce şükür....’’

Derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan hava ümit ve mutluluk kokuyordu sanki. Öyle ya; bazıları için biraz ümit, bazen mutluluk demekti.

                        ‘’Günaydın’’

                        Uykudan uyandırılmışçasına irkildi. Döndü. Genç kız tatlı tatlı gülümsüyordu.

                        ‘’Günaydın, erkencisin bu sabah.’’

                        ‘’Öyle... babamı kasabaya uğurladım, alacağı bazı şeyler varmış ta...’’

                        biran sustu. Sonra birden aklına gelmiş gibi ;

                        ‘’Bana yardım eder misin  ? ‘’

                        Adam gülümsedi ve olur anlamında başını salladı.

Biraz sonra bütün işler tamamlanmıştı. İnekler çayıra salınmış, ahır temizlenmiş ve tavuklara yem verilmişti. Adam elindeki son bir avuç yemi tavuklara doğru savurdu. Sonra genç kıza döndü.O tepede her zamanki yerinde dalgın bakışlarla ufku süzüyordu. Yürüdü ve hiç bir şey demeksizin gen kızın yanına oturdu. Uzun bir sessizlik oldu. Sonra birden genç kız dönerek;

                        ‘’Hep böyle susacak mısın  ?’’  dedi.

                        ‘’Ne söylememi istiyorsun  ?’’

‘’Bilmem, ne olursa... mesela, bana yaşantını, geçmişini anlat. Seni tanımak istiyorum.’’

Genç adam acı ile yüzünü buruşturdu.

‘’Tanımak mı ?....  hiç kimsenin önem vermediği, hatta nefret ettiği pis bir serseriyi tanıyıp ta ne yapacaksın  ?’’

                        ‘’Haksızlık ediyorsun’’

‘’Haksızlık mı  ?... benim yaptığım haksızlık, birçoklarının yaptıkları yanında sönük kalır.’’

                        Kız cevap vermedi. Başını önüne eğip sustu. Sonra birden ona dönerek;

                        ‘’Ama yine de seni tanımak istiyorum...’’

                        Adam derin bir nefes aldı.  Sonra fısıldar gibi ;

‘’Biliyormusun ?...’’  dedi,   ‘’İnsanlar kaderlerini kendileri yaratamazlar. Yaratsalardı, hepsi mutlu olurdu. Oysa dünyada o kadar çok mutsuz insan var ki....’’

‘’Çoğu kez yaşamın güçlüklerini görmeyiz. Görmekten korkarız... yada görmek istemeyiz. Dünyadaki tüm insanların bizim gibi birer hayatları olduğunu sanırız. Bütün insanların bulunduğumuz ortamdaki gibi yaşadıklarını düşünürüz. Ve hayatın gerçeklerini ancak tadanlar bilir.... Acı, ıstırap, yokluk ve sefalet... madalyonun ters yüzü budur...  İşte ben böyle bir ortam içinde doğdum... Bir kenar mahallede dünyanın pislikleri arasında... çok kez aç yattığım oldu geceleri... uyku ile baygınlık arası bir şey.... bir daha uyanmasam ne olur Tanrım.... diye dua ettim. Ve insanlığa lanet ettim çok kez... ama bu benim kaderim di ...İnsanlar kaderlerini kendileri yaratamazlardı ki  ..... ‘’

                        Biran sustu. Bakışlarını bir noktada ufka yöneltip, ayni ses tonu ile devam etti;

‘’Bir dostum vardı.... hücre arkadaşım... zenciydi.... siyahtı... simsiyah... Tanrı bile onu çamura bulamıştı..... Yaşamı boyunca herkes ona bir çelme takmış, herkes ona bir tekme vurmuştu....’’

‘’Bana .... hayattan nefret ediyorum.... derdi.... ama yaşamaya mecburum.... İnsanlardan nefret ediyorum... ama toplumla beraber olmaya mecburum... doğanın gereği bu.... büyük balık yuttuğu küçük balık için üzülmez..... çünkü yaşamı için ona ihtiyacı vardır. Ama küçük balık ta bir gün yutulacağım düşüncesi ile hayata küsmemelidir. Çünkü, zaman çarkı dönüyor... ve biz bu dişlilerin arasında her geçen gün biraz daha eriyip gidiyoruz...’’

                        Sustu. Sonra genç kıza dönerek;

‘’Biliyormusun, onunla ortak bazı yönleriniz var... İkinizde Tanrıya yakınsınız... en azından öyle olduğunu hissediyorsunuz...’’

                        Kız adamın sözünü kesip;

‘’Aslında her insan Tanrıya yakındır. İnsan istese de istemese de Tanrı onunla beraberdir. Ve onu korur. ‘’     dedi.

                        Kızın yüzüne bakarak;

                        ‘’Peki beni de korur mu ?’’

                        Genç kız tatlı bir söyleyiş ile ;

                        ’’Ona inanırsan, tabi korur.’’

’’Peki şimdiye kadar niye korumadı ?.... Çektiğim acılara neden göz yumdu ?... Diğerlerinden ne farkım var benim  ?... Yoksa ben onun üvey kulu muyum ?....’’

Sesi hala titriyor, şakakları damar damar atıyordu. Ses tonunda yılların nefret birikintisi vardı.

                        Genç kız ayni tatlılıkla;

’’Tanrıya isyan etmeye hakkın yok’’  dedi.  ’’İnsanlar kaderlerini kendileri yaratamazlar. Yaratsalardı herkes mutlu olurdu. Dünyaya gelmek tesadüflere bağlıdır. Zor olan hayatı gerektiği şekilde yaşatmak, en kötü şartlarda bile mutlu olabilmektir. Bütün ümitlerini kaybettiğin zaman bile paniğe kapılma... Daima kendinden daha aciz, zayıf ve yardım elini uzatacak birini bekleyen kişilerin bulunduğunu unutmamalısın.... Ve şükretmelisin  Tanrıya....... daima..... Çünkü olgun ve erdemli kişi kendisine çevresindekilerden daha az değer verebilendir.’’

Adam hayretle başını ona çevirdi. O ise ezbere manzume okuyan bir ilkokul talebesi gibi bakışlarını sabitleştirmiş, öylece duruyordu.

’’Biliyormusun, ... ayni o zenci dostum gibi konuştun.... bir keresinde bana aynen şöyle demişti;  

Dünyaya gelmek tesadüflere bağlıdır. Zor olan hayatı gerektiği şekilde yaşatmak, en kötü şartlarda bile mutlu olabilmektir.’’

                        Sonra sustu. Yüzünde acı bir tebessüm vardı. Kendi kendine;

                        ‘’Ne garip ki, mutluluğu bir kez bile tanıyamadı....’’    diye mırıldandı.

Genç kız merakla sordu;

‘’Peki sonra ne oldu ?’’

Adam başını önüne eğip fısıldar gibi;

‘’Hi璒  dedi.   ‘’Sadece öldü’’

Gözlerinin önünde eski günler bir film şeridi gibi akıp gidiyordu. Sesi boğuklaştı, adeta  nefes almakta zorluk çekiyordu.

‘’Hiç kimse onun derisi ile tezat teşkil eden kalbini fark edememişti...’’

Biran sustu. Sonra yüzünde yine o acı tebessüm belirdi.

‘’Yaşamı bir kumara benzetirdi.’’  Dedi.

‘’Dünyaya gelmek yaşamı sürdürmek gibi bir kumardır. Hatta daha da fena bir kumar... Çünkü, yaşamı sürdürme kumarında insan birçok şansı kendi yaratabilir. Ama ne yazık ki, dünyaya gelmek tesadüflere bağlıdır. Benim bir fukaranın değil de bir milyonerin çocuğu olarak doğmam, büyük bir şans ve tesadüfün eseridir.  Yaşamın acımasızlığında, kumarda tüm sahip olduğu şeyleri kaybetmiş bir insanın kendini yok etmek istemesi, dünyayı biraz olsun fazlalıktan kurtarmak istemesi, belki de en doğal ve en kaçınılmaz şeydir.... Ve yine ne yazık ki .... dünyadan göçmemiz de bir kumardır. Belki rahat bir döşekte, belki de bir çöplükte .... İşte insanı içinden çıkılmaz bir sonuca götüren neden budur;... Kader !.... tüm insanlara soğuk damgasını vurarak, onları bir ömür boyu yürümek zorunda kaldıkları yola iten kader.....’’

Adam birden sustu. Başını kaldırıp kıza baktı. Ve sanki bir sır veriyormuş gibi sesini alçaltarak;

‘’İşte kaçmaya karar verdiğimiz gece aynen böyle demişti.... ve kaçtık... gardiyan önümüze çıktı.... ama aslında gardiyan değildi o.... tüm insanlıktı.... her zaman, her hamlede bana engel olmuş, kafama bir yumruk vurmuş olan insanlıktı....toplumdu.... ve vurdum.... insanlığa..... topluma....haksızlığa.....sonra kaçtık.... jandarmalar peşimizdeydi. Düdük sesleri kulaklarımda çınlıyordu. Sanki tüm insanlık peşimize düşmüştü..... arka sokaklardan birindeydik....birden  dostum acı bir haykırışla yere yuvarlandı... yanına koştum.....baktım... yerde, çöp bidonlarının dibinde kanlar içinde kıvranıyordu... eğildim, başını kollarımın arasına aldım... siyah dev yapılı vücut, bir yaprak gibi titriyordu. Gözleri yarım aralandı... zorlukla nefes alıyordu... geniş burun delikleri boğanınkiler gibi inip kalkıyordu... tam şakağındaki ufak kurşun deliğinden aşağı doğru süzülen kan, siyah derisini yalayarak yere damlıyordu... kana bulanmış kalın dudakları kıpırdandı. Bir şeyler söylemek istiyordu... sonra titrek bir sesle;  ‘’Görüyorsun ya, bir zencinin kanı bir beyazınkinden farkı değil....’’ sonra dudakları acı ile gerildi. Siyah yüzünde ter damlacıkları birikmişti. Acı ile titreyen dudakları tekrar aralandı ve boğuk bir sesle;  ‘’gel de insanlıktan nefret etme ‘’  dedi.... Bu onun son sözleri olmuştu. Siyah dev vücut kollarımın arasında bir kez daha titredi ve sonra hareketsiz kaldı.  Bu onun çektiği son ıstıraptı. Gözlerinde tüm dertlerinden kurtulmuş bir insanın mutluluğu okunuyordu..... Bütün bunlar birkaç saniye içinde olup bitmişti. Bir türlü inanamıyordum, onun öldüğüne.... Ağlamak istedim... fakat öylesine şaşırmıştım ki,....tüm duygularım felce uğramıştı adeta.... Ağlayamadım.... Kollarımı açtım... Kan içindeki kara vücut yerin soğukluğuna temas etti.....yavaşça  doğruldum,... ayağa kalktım.....Biran boş gözlerle yerde çöp bidonları arasında cansız yatmakta olan dostuma baktım... Ve onun hiç bir zaman hayalimden silinmeyecek sesi kulaklarımda çınladı.....

‘’Ve yine ne yazık ki, dünyadan göçmemizde bir kumardır... Belki rahat bir döşekte,...belki de bir çöplükte... İşte insanı içinden çıkılmaz bir sona götüren budur;.... Kader....Tüm insanlara soğuk damgasını vurarak onları bir ömür boyu yürümek zorunda kaldıkları yola iten kader...’’

            Sustu. Başını kaldırıp genç kıza baktı, gözleri nemliydi....

            ‘’Ağlıyorsun....’’

Kız başını dağlara çevirdi. Bir süre konuşmadı. Sonra adama dönerek;

‘’İnsanlar, gerçekten bu kadar kötü mü ?...’’ diye sordu.

            Cevap vermedi. Çünkü bunu kendiside bilmiyordu. Sadece sustu.

            ’’Geçmişin oldukça üzücü...’’

Biran anlamamış gibi kızın yüzüne baktı. Sonra aklına gelmişçesine;

            ’’Evet’’  dedi ‚’Haklısın... sen nasıl gözlerini karanlığa açtıysan,... ben de acı dolu bir ortama açtım. Gördüğüm tek şey ıstıraptı... nefretti... haksızlıktı...’’

Adam başını iki yana salladı. O düşüncelerini dağıtmak için hep böyle yapardı.

            ’’Biliyormusun, hayatımın en sevdiğim dönemi çocukluğumdur. O günleri hatırlamak, o günlerin mutluluğunu yeniden duymak bana huzur verir.’’

’’ Küçükken aynayı elime alıp ta baktığımda, mutlulukla parıldayan bir çift çocuksu gözün hiç değişmeyeceğini, sevinçle ışıldayan yüzün hep ayni kalacağını sanırdım. Şimdi ise o yüze bir kez baktığımda bir daha bakmamak istiyorum. Hayatımın sonraki dönemi bomboş ve anlamsız geçti. Yegane elde ettiğim şeyler geçmişte kaldı. Şimdi ise hepsi birer hayalden ibaret. Tatlı birer hayal...

O zamanlar yaşamın sadece hayal etmekten ibaret olduğunu sanırdım. İstediğim bir şeyi hayal ettim mi, onu avuçlarımın arasında hissederdim sanki... sonra ... bir gün yine hayal ettim... ve avuçlarımı açtım... boştu... ve o günden beri hala boş...’’

            Elini uzatıp hemen yanında, başını sallamakta olan papatyayı hırsla koparttı. Sonra parmakları arasında ezdi. Sanki öç alıyordu.

            ’’Peki hiç bir işte çalışmadın mı ?...’’

Kızın yüzüne baktı.Biran bu soru kafasında yankılandı;

            ’’Hiç bir işte çalışmadın mı ?’’

Sonra gözlerinin önüne iş aramaya çıktığı bir gün geldi.Gayri ihtiyari nefretle içi titredi.

Dükkanın önünde durmuş, tereddütle işçi aranıyor tabelasını okurken, bir adam çıkıp;

            ’’Dükkanımın önünü kapama pis dilenci’’  diye küfretmişti.

            ’’Pis dilenci !...’’  Nefretle yere tükürdü..... O belki bir hırsız olabilirdi, ama bir dilenci asla.... hırsla yumruklarını sıktı. Sonrası neydi ?.... Adamın boğazına sarılmış ve soluğu karakolda almıştı. O gece adam dövmek suçundan nezaret altında kalmıştı. İşte ilk kez o an insanlığa lanet etmişti. Tüm kinini püskürürcesine tekrar tükürdü.

            ’’ Soruma cevap vermedin ?...’’

            Başını kaldırıp baktı. Kız merakla onu süzüyordu. Öylesine tatlıydı ki ...  Sonra birden soruyu hatırladı.

            ’’Hayır....’’   dedi.   ’’ Çalışmadım...’’

            Bir süre sessizlik oldu. Genç kız sinirli gibiydi.İnce uzun parmakları büyük bir tedirginlik içinde sağa sola koşuşuyorlardı.

            Adam ise ne düşündüğü anlaşılmaz bir tavırla ayakkabılarını süzüyordu.

            Oldukça eskimişlerdi. Belki bir belki iki ay sonra sağ teki gibi sol teki de su almaya başlayacaktı.

            ’’Geçmişin çok acıklı....’’

            Adam başını kaldırıp ona baktı. Yüzünde ağlayacakmış gibi bir ifade vardı. Gözleri eskisinden daha da çok parlıyordu. ..... Tanrım,.... bu an hiç bitmesin’’ diye dua etti içinden.

            ’’Üzüldüm...’’

            ’’ Boş ver’’  dedi adam.   ’’Geçmiş için üzülmeye üzülmeye değmez. Çünkü üzülmekle zamanın akıcılığını değiştiremeyiz.

            Bazen benim için acı dolu bir olay, bir başkası için sevinç kaynağı olabilir.... ve benim için hep öyle oldu...... Yalnızlığın ne demek olduğunu bilir misin ?....Her doğan günle birlikte tek başına olduğunu bir kez daha hatırlamak.... içinde doymak bilmez bir ağlamak ihtiyacı duymak ve sonbahar yağmuru gibi sessizce ağlamak.... Ne kötü şey bilir misin ?.....’’

            Bir süre sustu....Sonra;

            ’’Bir şiirim vardı.... hapiste yazmıştım.... yalnızlığımı ifade edebilmek için....’’

            Kız hemen atıldı;     ’’Okusana.......’’

            Adam şaşırdı. Böyle bir şey beklemiyordu.

            ’’Fakat saçma bir şeydi......’’

            ’’Olsun, lütfen oku.....’’

            Yüzüne baktı. Ayni çocuksu saflıkla adeta yalvarıyordu.

            ’’Pekala.... dinle, öyle ise......’’

            Sonra ses tonunu değiştirmeye çalışarak o şiiri ağır ağır okudu;....

            ’’Benim de olsun isterdim,

            Bir dostum, bir eşim arkadaşım...

            Yalnızlık ne kötü bir şey  bilir misin ?...

            Koca dünyada yapayalnız kalmak,....

            Sevdiklerin tarafından terk edilmek,

            Elini attığın her dalın kırılması,

            Çaldığın her kapının kapanması,

            Ne kötü şey bilir misin ?...

            Benim de olsun isterdim,

            Bir yuvam, bir eşim, çocuklarım...

            Sevmek isterdim ben de ...doya doya...

            Sevilmek isterdim.....

            Dertlerimi paylaşacak bir kimse,

            Umutsuzlukların beni sardığı an,

            Kurtaracak biri olsun isterdim.

            Böyle birinin olmaması,

            Ne kötü şey bilir misin ?

            Benim de olsun isterdim....

            Mutluluğum, neşem, umudum...

            Ve hatta gözyaşlarım...

            Bunlar bile yok benim.

            Üzüldüğümde bile ağlayamıyorum.

            Sanki ağlasam susturacak var mı ?

            Akan çavlana ‘’dur’’ diyecek var mı ?

            İşte ben böylesine yalnızım....

            Beni avutan sadece mısralarım.

            Anlıyor musun şimdi ben neyim ?

            Dünyanın ihtişamı yanında,

            Sadece bir zerreyim... 

            Başını önüne eğip sustu. Birden yalnızlığının derecesini hatırlamıştı. Dünyanın muhteşemliğini ve bu muhteşemliğin yanında kendini düşündü. Karıncanın fille mukayesesi gibi....

            ‘’Fakat......’’  dedi genç kız.... ‘’Ne mutlu ki, o zerrelerin birleşimi dünyayı ve onun ihtişamını meydana getirir. ‘’Bir zerre’’ olmak bile kıvanç verici.....’’

            Adam genç kıza bakarak gülümsedi. Bir çift zümrütte ona gülümsemişti. Bu ona huzur, güven ve ümit veriyordu.

            ‘’Ümit’’ birçokları için sadece ufak bir kelime olan bu kavram, onun için çok şey ifade ediyordu. Her doğan günün vereceği ümidi bekleyerek geçen bunca zamanı düşündü. Oysa şimdi bu kavram çok yakınındaydı. Ve ona gülümsüyordu.

            Arkasına yaslandı....derin bir nefes aldı. Gözleri doğanın bu eşsiz ziyafeti karşısında hayranlığını gizleyemiyordu. Yavaşça ‘’ Gül...’’ diye mırıldandı.

            ‘’Birşey mi dedin ?’’

            ‘’İsmin.... o kadar hoş ki.... bana bambaşka bir evrenin varlığını hissettiriyor....’’

   Sonra yapmacık bir gülümseyişle;

‘’Sakın sen rüyalar ülkesinden gelmiş olmayasın ?’’

Kız durgunlaştı. Bakışlarını bir noktaya dikerek sanki boşlukla konuşuyormuşçasına;

‘’Neden olmasın ?...’’    dedi.

Adam şaşırdı. Bir şeyler söylemek lüzumunu hissetti. Ama söze nereden başlayacağını bilmiyordu. Sonra;

‘’Biliyormusun ?’’   dedi.    ‘’Dünyaya tekrar gelme imkanım olsa idi..... bir bulut olmak isterdim. Beyaz .....köpük gibi bir bulut... oradan oraya uçmak, tüm insanlara yüksekten bakmak kim bilir ne hoştur.’’

Durdu, sonra    ‘’ Peki ya sen Gül  ?...... sen ne olmak isterdin  ?......’’

Kız şaşırdı. Adeta kekeleyerek;

‘’Bilmem hiç düşünmedim....’’

Sonra birden karar vermiş gibi;

’’Ama herhalde beyaz bir güvercin olmak isterdim. Babam onların çok güzel olduklarını söylüyor.’’

Adam tasdik etti;

’’Evet ...... güzeldirler.....’’    sonra ilave etti;   ‚’’ Ama sen daha güzelsin.....’’

Başını kaldırıp genç kıza baktı. Biran bu iki çift göz arasında normal bir insanın fark edemeyeceği elektrik akımı geçti.

Adam bu bir çift pırıltılı kuyunun içinde saf ve temiz bir sevgi gördü. Genç kız da bunu anlamış olacak ki, yüzü tatlı bir tebessümle aydınlandı. 

Dudakları bir mıknatısın zıt uçları gibi genç kızınkilere yöneldi. Kutupların teması ile iki genç vücut titredi.

Artık bütün çelişik düşünceler durulmuştu...Sadece uzaklardan kopup gelen rüzgarın sert yamaçlarda çıkardığı uğultu duyuluyordu...... Sonra o da sustu........

 

 

 (Günlüğün bir diğer sayfası)                                                                              7 Eylül, Salı

 

Bazı anlar vardır.....insan avuçları arasındaki şeyin değerini bilmez.... daima daha fazlasını ister....ve sonuç acıklıdır..... 

Bugün, gerçeği gördüm....ürkütücüydü.... Her zaman irademin sağlamlığı ile övünen ben,.... daima iyiden yana olan ben,.....Tanrıya inanmış ben,...... o nefret ettiğim, aşağıladığım, kötü addettiğim insanlardan hiç bir farkım yoktu....

                        Aşk denen ateşte irademin bir yağ parçası gibi eridiğine tanık oldum....

                        Tanrım ben ne yaptım !......

                        Senin en güzel eserini kirlettim.... değerini bilemedim..... bağışla beni.....

Takvime baktım; yedi eylül’ü gösteriyordu. Alışagelmişin dışında bir gündü benim için...

        Çünkü, ilk kez seviyordum.... Aşık olmuştum.... mutlu muyum, mutsuz muyum,..... bilmiyorum....Sadece ‚’’pişmanım ’’ diyorum. Ve bu satırları pişmanlığımı hafifletir düşüncesi ile yazıyorum.....

            Belki satırlar gün gelir solar,  yazılar silikleşir ama onların kalpte bıraktığı izler ebediyen yaşar....

Ona olan aşkım da bu izlerle birlikte sonsuza dek yaşayacak......