FARKLI YÖNETİM ŞEKİLLERİNDE ADALET ANLAYIŞI

   
   

 

Tarihler boyunca insanlar, adalet kavramını farklı algılamışlar ve yüzden daima yönetim şekillerinde adaletsizlikler yaşanmıştır.

 

Adalet kavramı feodal dönemde, lortlar kamarasına özgü bir hak ve imtiyaz olarak görülmüş, insanlar avam kamarası adını verdikleri köylü ve işsizlerden oluşan kişilerin kişilikleri dahil her şeylerini sömürmüştür. Derebeyleri, kibir ve bencillik içinde alt sınıfın tüm haklarına zorbalıkla el koymuş, onları bir köle gibi çalıştırmış, emeklerini çalmış, ellerindeki mallarına hatta kadınlarına bile el koymayı kendilerine tanınmış bir hak olarak görmüşlerdir.

 

Ruhban sınıfı ise asilzadelerin yanında yer almış, onların imtiyazlarından faydalanarak kendilerine bir otorite sağlamıştır. Allahın hizmetkârı olduklarını söyleyen bu insanlar, kendi çıkarları uğruna bu adaletsizliğe seyirci kalmış ve ortak olmuşlardır.

 

Şu bir gerçek ki allah; adaleti, iyi ve güzel davranmayı, akrabaya vermeyi emreder. Tüm pisliklerden/edepsizliklerden, kötülükten, azgınlık-doymazlık ve kıskançlıktan yasaklar. Düşünüp ibret alırsınız ümidiyle size öğüt veriyor. Nahl suresi 90.

 

İlkel toplumlarda da öyle değil midir? Bir Afrika ya da bir Kızılderilili kabilesinin reisinin yanında daima kabilenin büyücüsü yer alır ve reisten sonra en imtiyazlı kişidir.

 

Monarşi gibi oligarşi ve diğer yönetim biçimlerinde de durum farklı değildir. Daima imtiyazlı bir sınıf vardır ve diğer sınıfa göre üstün konumdadır.

 

Kominizim, faşizm gibi birbirlerine zıt gibi görünen siyasal sistemlerde aslında birbirlerinden farklı değildir.

 

Faşizmde bir diktatör vardır. Halkı sömürür. Komünizmde ise diktatörün yerini parti üyeleri almıştır. Sömürüyü onlar gerçekleştirir.

 

Roma imparatorluğu gibi diktatörlük yönetimlerinde ise adalet,

İmparatorun ağzından çıkan sözdür. Kimin haklı olduğu görünüşte senatodan çıkacak karara bağlı oluyor görülmesine karşın, sonuçta senatoda söz sahibi kişi yada kişiler, kısacası imparatorun yardakçılarına kalmış bir karardır. Bugün hukuk fakültelerinde roma hukuku okutuluyor ama Roma'da uygulanmış hukuk sistemi aslında yalnızca imparatorun adaletini içeren kanunlar bütününden başka bir şey değildir.

Yani güçlünün haklı olduğu adaletsizlik sistemidir.

 

Krallık ve padişahlık şeklindeki yönetim şekilleri hep ayni adaletsizlikleri içermiş, insanlar haksız yere ve taht uğruna katledilmişlerdir.

 

Meşrutiyet bunlardan farklı olarak kralın imtiyazlarını elinden alarak senatoya yüklemiş, fakat İngiltere de Cromwell ile başlatılan bu uygulama günümüzde  bile burjuva’nın haklarının saklı kalmasına, ayrıcalıklı muamele görmelerine engel olamamıştır.

 

Peki ya demokrasi ?

 

Demokrasi en iyi yönetim biçimidir. Çünkü yönetimi halk seçer.

Seçer seçmesine ama pişman olduğunda iş işten geçmiştir...

Çünkü seçtiği parti asla imtiyazlarından vazgeçmez. Dokunulmazlıkları vardır. Bir milletvekili sokak ortasında adam öldürse tutuklanamaz. Trafik cezası bile verilemez.

 

Gelelim şeriat ile yönetilen ülkelerdeki adalet sistemine.

Bugün şeriat ile yönetilen ülkelerdeki adalet sistemine baktığımızda, bir ekmek çaldı diye kolu kesilen bir insan nasıl bir adalet mekanizmasının mağdurudur diye sorgulanmalıdır.

Bir insan neden ekmek çalar? Aç bir insanın ekmek çalmasının yanlış olduğunu hangi adalet sistemi savunabilir? O insanı aç bırakan yönetici konumundaki insanların cezalandırılması gerekmez mi? ‘’Komşusu aç iken tok uyuyabilen insan bizden değildir.’’ Hadis-i Şerifine baktığımızda şeriat adı altında yönetilen ülkelerdeki kuralların, Allah’ın koymuş olduğu kurallar değil, insanların çarpık uygulamalarının bir ürünü olduğu apaçıktır.

 

Peki ya adalet? Eşitlik?

 

Hz. Muhammed (s.a.v.), Allah tarafından ebedi risaletle görevlendirilmiş olmak bakımından en büyük şeref ve imtiyaza mazhar olmuştur.bunun yanında o, hem bir insan ve kul olarak, hem de kendi deyimiyle ‘’ahlaki güzellikleri tamamlamak için gönderilmiş ‘’ bir rehber olarak bütün ömrünü erdemli yaşamaya adamış olmak bakımından da en seçkin insandır. Ve bu yüzden ‘’üsve-i hasene’’ dir. Yani onun imtiyazı kanunların üstünde olmasından değil, getirdiği ilkelere, herkesten önce kendisinin titizlikle uymasından gelmektedir.

Onun en yüksek ve örnek faziletlerinden biri de kendisini kanunlar üstü görmemesidir.

 

(Hz.Peygamberin hayatından davranış modelleri – diyanet vakfı yayınları /271) 

 

Hiç kimse kanunların üzerinde değildir. İnsanların koyduğu kanunlar, yine insanlarca kendi amaçları doğrultusunda ihlal edilir.

 

Oysa Allah’ın adaleti, insanlara eşit muameleyi gerektirir. İnsan zenginliği, mevki, unvanı ne olursa olsun Allah katında eşittir.

 

Ey insanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz, sakınılması gereken şeylerden en çok sakınanınızdır. Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.

HUCURAT SURESİ 13.

 

ALLAH YAR VE YOLDAŞINIZ OLSUN.

 

 (Akın Örsmen 17.5.2005)

YOL GÖSTERİCİ

www.yolgosterici.com

 

 
   
         
   

GERİ DÖN