TEAMÜL VE TEKÂMÜL

   
   

İnsan aklı fıtrat’ında öğrenmek ve gelişmek vardır. İlk çağlardaki insan ile günümüzün modern teknolojisine ayak uydurmuş insanı kıyaslar isek bu tekâmül açık bir şekilde görülür. Fakat eski devirlerde olduğu gibi yirmi birinci yüzyılda bile tekâmül etmemiş, teamülde kalmış beyinler hala mevcuttur. Cahiliye döneminde Hz. Peygamber akılları tekâmül etmemiş, putlara tapan, kız çocuklarını diri diri gömen insanlara karşı büyük bir mücadele vermiştir.

 

Yüzyıllar boyunca teamül, insanların süregelen işleri adeta bir alışkanlık, örf adet haline gelmiş, folklor adını verdiğimiz bir takım uygulamalar ile insanların toplum içinde gelişmeden kalmasını, dar zihniyetli insanların devamlılığını sağlamıştır.

Hatta bu örf ve adetler giderek dinin içine sokulmuş, insanlar bu alışkanlıklara dinin bir parçasıymış gibi inanmışlardır.

 

Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun!" dendiğinde: "Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." derler. Peki, ataları bir şeye akıl erdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!  BAKARA SURESİ 170.

 

Yatırlara mum yakmak, çaput bağlamak gibi adetler İslam dinine Şamanizm den gelmiş ve İslam ile ilgisi olamayan davranışlardır.

 

Hâlbuki Kuran-ı Kerim’de ilk verilen emir ‘’OKU’’ emridir ve tekâmül’ün ilk şartı okumaktır. Günah safsatası adı altında kız çocuklarını okutmayan insanlar, körü körüne ve kulaktan dolma bilgiler ile dini ikinci elden öğrenmişler ve bunun bir sonucu olarak, din adına kolayca kandırılmışlardır. Eğer kitapta yazılanı bilmezseniz, bazı açıkgözlerin söylediklerini aynen kabul etmek zorunda kalırsınız ve onların yanlışları sizin doğrularınız olur.

 

İçlerinde ümmî olanlar da vardır ki Kitap'ı bilmezler, sadece anlamını bilmeden okuyuşlar/hurafeler/hayal ve kuruntular bilirler. Onlar yalnız sanıya saplanırlar.

BAKARA SURESİ 78.

 

Bu da o açıkgözlerin işine gelir ve sizleri kolayca kandırıp, sizin üzerinizden rant sağlarlar.

 

Orta çağda Martin Luther’in İncil’i Latinceden Almancaya tercüme etmesi Vatikan’daki kardinalleri kızdırmış ve Luther’i aforoz etmişlerdir. Çünkü İncil’de yazılmış olanı okuyan insanlar papazların Endülüjans’ı (af kâğıdı) kiliseye bağış karşılığında dağıtmasının dinde yeri olmadığını, günahların yalnızca Allah tarafından affedilebileceğini öğrenmişlerdir.

 

Ayni şekilde Kuran-ı Kerim’in Arapça okunmasının gerekliliğini savunan insanların da tek amacı; dini tekellerinde tutmak ve onlar ne derse insanların ona inanmasını sağlamak amacından başka bir şey değildir.

 

Töre, örf adet adı altında asırlarca karşımıza çıkan kültürel faktör günümüze kadar uzanmıştır. Kan davası, kan parası gibi uygulamalar teamül aşamasında kalmış beyinlerin bir ürünüdür. Ve bu yüzden birçok insan pisipisine hayatlarını kaybetmişlerdir.

 

Oysaki tekâmül, dinde ve toplumsal yaşantıda çok önemli bir unsurdur. Yunus Emre şu dizelerinde teamülden, tekâmül’e geçişi çok güzel ifade eder.

 

 ‘’Yunus miskin ham idik, piştik elhamdülillah’’

 

İnsan doğduğunda ham bir beyindir. Okudukça öğrenir ve öğrendikçe tekâmül gösterir.

 

Fatih Sultan Mehmet, bir padişah olmasına rağmen, ilimde tekâmül sahibi olan değerli hocası Akşemsettin’i asla yanından ayırmamış ve her konuda onun fikirlerini almıştır.

 

Eğer hayata dar bir pencereden bakıyorsanız, derin değil sığ düşünüyorsanız, aklınız tekâmül edemez. Ve daima kulaktan dolma bilgilere inanır, biteviye onları tekrar eder, onların doğru olduğunu sanırsınız. Sebep, sonuç ilişkilerini inceleyen beyinler körü körüne inanmazlar. İnanmak kadar önemli olan bir şey de, neye inandığını bilmektir.

 

Hz. İbrahim’in teamülden tekâmül’e geçişi Kuran’da şu şekilde anlatılır.

 

Gece onun üstünü örtünce bir yıldız gördü de "İşte Rabbim bu!" dedi. Yıldız battığında ise "Batıp gidenleri sevmem!" diye konuştu. Ay'ı doğar halde görünce, "Rabbim bu!" dedi. O batınca da şöyle konuştu: "Eğer Rabbim bana kılavuzluk etmeseydi sapıtan topluluktan olurdum." Nihayet Güneş'in doğmakta olduğunu gördüğünde, "Benim Rabbim bu, bu daha büyük!" dedi. O da batıp gidince şöyle seslendi: "Ortak koştuğunuz şeylerden uzağım ben."  "Ben bir hanîf olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben." EN'AM SURESİ (76-79)

 

Teamül aşamasında kalmış beyinler, inandıklarının doğru olduğunu sandıkları gibi, herkesin kendi inandıklarına inanmalarını isterler. Eğer karşısındaki kendi düşüncelerini paylaşmayan kafaları ikna edemezlerse, o kafaları kesmenin en doğru hareket olduğunu sanırlar. İşte ‘’ dünya yuvarlaktır’’ diyen Galileo’yu asan zihniyetin düşüncesi de buydu.

 

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, kendi inancında olmayan insanları, inançlarında özgür bırakmıştır. Hz. Peygamber, Mekke’ye girdiğinde kendisini öldürmek isteyen müşrikleri bağışlamıştır. İşte tekâmül etmiş bir insan, teamül halinde kalmış insanlara böyle hoşgörü ile yaklaşır.

 

Allah yar ve yoldaşınız olsun

 

(Akın Örsmen 9.6.2009)

YOL GÖSTERİCİ

www.yolgosterici.com

 
   
         
   

GERİ DÖN