HİCRET

 

Akşamları oturup televizyon karşısında haberleri izliyor musunuz bilmem. İzleyip de insanın içini karartmaması mümkün değil. Bir tek iç açıcı haber yok. Ya bir savaş ya bir cinayet veya bir tecavüz haberi. Ekonomik sıkıntılardan zaten bunaldığımız bu dünyada bu tür haberler insanı mutsuzluğa ve umutsuzluğa sevk etmektedir. Artık kötü haber duymak istemiyoruz. Güzel ve insanı mutlu eden haberler duymak istiyoruz. Oysa duyduklarınız ve gördükleriniz bizi rahatsız ve mutsuz ediyor. Herkes kin ve nefret içinde, kimsenin kimseye tahammülü yok. Dünya nereye gidiyor ?

 

Bazen trafiğe girdiğimizde insanların yüzündeki o kin ve nefreti açıkça okuyabiliyoruz. Maça giden fanatik taraftarların da yüzünde ayni öfkeli ifade mevcut. Kimi insan işyerindeki huzursuzluklardan şikâyetçi, kimisi ise eşlerinin dırdırından. Artık insanlar evlerine girip kapılarını kapattığında bile aradıkları huzuru bulamaz oldular. Çoğu zaman geçim sıkıntıları aile içi huzursuzluklara ve mutlu hayaller ile başlayan evliliklerin çöküşüne neden oluyor. Kimi insanlar ise mücadeleden bunalıp intiharı seçiyorlar.

 

İşte doğal olarak bu kaos ortamından kaçıp kurtulmak istiyoruz. Hani yaşayabileceğimiz bir gezegen olsa da, gidip orada yaşayabilsek diyeceği geliyor insanın içinden. Bazen de ıssız bir ada olsa da gidip orada yalnız başımıza tüm kötülüklerden uzak yaşayabilsek diyor insan kendi kendine. Ama ne mümkün ?

 

Basit şeylerle mutlu olmaya çalışıyor insan. Bir köpeğin sevgisinde insanlarda bulamadığı sevgiyi bulmaya çalışıyor. Bazen, kuşlara verdiği birkaç ekmek kırıntısı, bir canlıya iyilik yapabilmenin huzur ve mutluluğunu yakalamak arayışı olup çıkıyor. İçinde yaşadığı toplumda huzuru bulamayanlar ve haksızlığa maruz kalmışlar için, etrafındaki insanların iğneleyici ve imalı sözleri bütün bu kötülüklerden bir kaçış yolu, bir hicret arayışını zorunlu kılıyor. Ve işte o vakit insan hayallerinde iyi ve temiz insanların var olduğu bir dünyaya hicret ediyor ister istemez. Gerçekler ne kadar üzücü ve bunaltıcı ise hayaller de o kadar mutlu edici ve iç açıdır. Çünkü hayallerimiz bizim istediğimiz, aradığımız, özlediğimiz dünyanın kokusudur buram buram. İşte bizde kendi hayal âlemimizde bu mutluluğa doğru hicret ederiz.

 

Hicret kelime anlamı ile bir yerden bir yere göç etmek olarak yorumlansa da, asıl hicret Allah’ın sevmediği şeylerden uzaklaşmak göç etmek anlamında düşünülmelidir. Hz. Peygamber Allah’ın sevmediği şeyleri düşünen ve yapan insanlardan hicret etmemiştir. Aslında onun hicreti kötülüğü adet edinmiş insanların yaptıklarından uzaklaşmak isteyişinden başka bir şey değildir. Bizim bu dünyanın kötülüklerinden uzaklaşmak isteyişimiz, aslında Resullullah’ın hicretine çok benzer özellikler göstermektedir. Çünkü şahit olduğumuz kötülükler fiziki sağlığımıza zarar vermese de, ruh sağlığımıza zarar verecek boyutlara ulaşmıştır.

 

Hicret, sadece mekânı terk etmek demek değildir. Kötülüklerin şerrinden uzaklaşmaktır. Ve bu şer, günümüzde artık insanların psikolojilerini bozmak olarak tezahür etmektedir. Ve bazen çürümeye yüz tutmuş, pis kokulu bu dünyada kirlenmeden kalabilmek için nefsimizde hicret etmek zorundayız.

 

İnsanların yaptığı kötülükleri görüp, onların yaptıklarını yapmamaya çalışmak, onlar gibi olmamak için kendi içimizde temiz ve iyi bir insan olarak kalmak istemek, kötülükten hicret etmek değil midir ?

 

ALLAH YAR VE YOLDAŞINIZ OLSUN.

 

 

(Akın Örsmen 3.12.2008)

YOL GÖSTERİCİ

www.yolgosterici.com

   
         
   

GERİ DÖN