İLETİLER VE ÖĞRETİLER

   
   

Hayata gözlerimizi açtığımız ilk andan itibaren öğrenmeye başlarız. Önce temel bir içgüdü olan beslenmeyi yani meme emmeyi, sonra altımız ıslandığında veya acıktığımızda ağlayarak bunu haber vermeyi öğreniriz. Sonra ‘’cız’’ kavramının ne olduğunu ailemizden öğreniriz. Ailemizin hoşuna gitmeyecek bir şey yaptığımızda bundan mahcup olmayı veya mahcup olmamak için ayıbımızı saklamayı öğreniriz.

 

Hayatı ve etrafımızda olup biteni anlamamız için bu öğretiler hayat boyunca bitmeksizin devam eder ve sonunda bir gün ölümün nasıl bir şey olduğunu öğreniriz. Zaten bu dünyadaki öğreneceğimiz en son şey bu olacaktır.

 

Her can, ölümü tadacaktır; sonra bize döndürüleceksiniz. ANKEBUT SURESİ 57.

 

Öğrendiklerimizin bir kısmını okuyarak öğreniriz. Fakat yaşayarak öğrendiklerimiz çok daha fazladır. Çünkü okumak teoridir, yaşamak ise uygulama. Öğretilerin bir kısmı öğrenmiş kişiler vasıtası ile bize ulaşır.

 

Orada, kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lütfumuzdan bir ilim öğretmiştik. Mûsa ona dedi ki: "Sana öğretilenden bana da bir olgunluk/bir bilgi öğretmen şartıyla sana tâbi olayım mı?" KEHF SURESİ 65-66

 

Bir kısmı da Cenab-ı Allah tarafından kalbimize indirilir. Anne sevgisinin ne olduğunu daha konuşmasını bile bilmeyen küçük bir bebekken biliriz. Hatta Allah dilerse bir insana beşikteki bir çocuk olarak bile konuşmayı öğretebilir.

 

Meryem, çocuğa işaret etti. Dediler: "Beşikteki bir sabiyle nasıl konuşuruz?" Sabi dedi: "Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı."

MERYEM SURESİ 29-30

 

Aslında insanlardan öğrendiklerimiz hafızamızın bir köşesinde hapsedilip kalır ve zamanla unutabiliriz. Oysa Allah’ın öğretileri beynimizin içinde silinmez derin izler oluşturur. Asla unutmayız.

 

Dediler ki: "Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Alîm'sin, herşeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakîm'sin, herşeyin bütün hikmetlerine sahipsin." Ve Allah Adem'e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: "Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz." BAKARA SURESİ 31-32

 

Hayatımız boyunca aldığımız öğretiler beyin adını verdiğimiz hard diskte depolanır. Peki bu öğretiler bize nasıl ulaşır ?

 

Dünyayı algılamamız için bize verilmiş olan duyu organlarımız bu iletileri almamız için aracılık eder. Gözlerimiz ile görürü, kulaklarımız ile işitir, beynimizde oluşturduğumuz karşı cevabı veya tepkiyi dilimiz ile karşımızdakine iletiriz. Dilleri ve fikirleri yetersiz olanlar ise tepkilerini yumruk veya tekmeleri ile iletirler.

 

Allah odur ki; sizin için işitme gücü, gözler ve gönüller oluşturdu. Ne kadar da az şükrediyorsunuz! MÜMİNUN SURESİ 78.

 

Biran için gözlerinizin, kulaklarınızın ve dilinizin işlevini göremediğini düşünün. Ne korkunç bir şey değil mi ?  Bulunduğunuz  ortamı algılayamazsınız. Gözleriniz görmediği için, güzel ve çirkin kavramlarının bir anlamı kalmaz. Ve konuşamadığınız için düşündüklerinizi anlatmanız mümkün olamaz. Oysa yaşam etrafımızı algılamamız ve kendimizi ifade edebilmemiz halinde bir anlam taşır. Aksi takdirde bir bitkiden farkımız kalmaz. Hâlbuki bir bitki bile görmediği halde ortam hakkında içgüdüsel olarak fikir sahibidir. Akşamsefaları gündüz açılır ve gece kapanır, gündöndü adı verilen bitki görmediği halde yüzünü güneşe doğru döner. Bu da bize gören gözlerden daha önemli olanın, hissedebilmek olduğunu kanıtlar. Çünkü görmek inanmak değildir, inanmak görmektir.

 

Şu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki gönüller körleşir.

HAC SURESİ 46.

 

Eğer telepati ile anlaşabilen organizmalar olsaydık ve birbirlerimizin düşüncelerini okuyabilseydik, dünyada yalan ve kandırmaca olmazdı. Herkes birbirinin kafasındaki düşünceyi bileceği için, kimse kimseye yalan söyleyemezdi. Ve mutlaka o vakit dünya çok farklı bir yer olurdu. Çünkü dünyadaki birçok kötülük insanların birbirlerinin kafasındaki düşünceleri anlamadıkları ve kafalarındakinden farklı bir görünüm sergileyerek birbirlerini kandırmak istemelerinden kaynaklanmaktadır.

 

Dünya çapında istihbarat örgütleri oluşturmaya gerek kalmazdı. Bir CIA veya KGB’ye ihtiyaç duyulmazdı. İnanç sahibi olduğunu söyleyen birinin kafasındaki gerçek düşüncelerini bilseydik eğer, inanç sahibi gibi görünenler maskelerinin ardına gizlenemezlerdi. Kısacası insanlar ister istemez özü sözü bir insanlar olmak zorunda kalırlardı.

 

Para ile ancak bilgiyi satın aldığınız kişinin bildiği kadar bir bilgi satın alabilirsiniz. Oysa bilgi size o bilgiyi satın almak için ödediğiniz miktarın çok daha fazlasını kazandırabilir.

 

Şu bir gerçek ki, bilginin kazandıracağı para, paranın kazandıracağı bilgiden daha fazladır.

 

ALLAH YAR VE YOLDAŞINIZ OLSUN.

 

(Akın Örsmen 11.11.2008)

YOL GÖSTERİCİ

www.yolgosterici.com

 

 

   
         
   

GERİ DÖN