AKLIN ÇALIŞMA PRENSİPLERİ

   
   

 

Ünlü filozof Descartes ‘’ Düşünüyorum, o halde varım…’’ demiştir.

 

Bazen bir tek cümle düşünülmesi gereken derin anlamlar içerir. Eğer aklınız olmasaydı, düşünemezdiniz ve dolaysı ile varlığınızın farkında olamazdınız.

 

Komadaki bir hasta düşünemediği için varlığının farkında değildir. Bu kişinin aklı yok değildir ama akıl mekanizması bir süreliğine uykuya daldığından düşünemez ve varlığının farkına varamaz.

 

Akıl mekanizmasının çalışma prensibi ilginçtir. Akıl başına buyruk çalışmaz. Mantık yani sağduyu ile koordineli olarak çalışır.

 

Bir şey bize neden mantıklı ya da mantıksız gelir?

 

Eğer aklımızı bir kütüphaneye benzetirsek, mantık bu kütüphaneye gidip bilgi dağarcıklarını okuyarak kişinin karşılaştığı olayın benzeri kayıtları olup olmadığını araştıran bir insan gibidir. Eğer kütüphanede karşılaştırdığı olayın bir benzerini bulamazsa olayı mantıksız olarak yorumlar.

 

Şöyle bir örnek vereyim; ortaçağda yaşayan bir insana cep telefonundan bahsedebilseydiniz, size mantık dışı olduğunu söyleyecekti. Çünkü akıl kütüphanesinde benzeri bir kayıt yoktur. Oysa günümüzde insan cep telefonu ile tanıştığı için, görüntülü bir cep telefonunu bile yadırgamaz, mantıklı kabul eder. Çünkü akıl kütüphanesinde benzeri bir kayıt vardır. Dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen Galileo’yu öldürmek isteyen kişilere de bu söz işte bu yüzden mantıksız gelmiştir. İşte insanları yanılgıya iten de mantığın bu çalışma prensibidir.

 

Oysa bir şeyin daha önce hiç olmamış olması asla olmayacağı anlamına gelmez.

 

İnsan beyni ayni bir bilgisayar hard diski gibi çalışır. Zaman içindeki edindiği bilgiler ve öğretiler birer kayıt olarak bu hard diske kaydedilir. Bir tek farkla; bilgisayar verileri hard diske optik yazıcı tarafından rasgele bir bölgeye kaydeder. Oysa insan beyni, verileri gelişi güzel kayıt etmez. Konu ile ilgili bölüme depolar. Mesela sizin hayatınız boyunca tanışmış olduğunuz kişilere ait kimlik tanımlama bilgileri beynin belli bir yerindedir. İşte bu yüzden hafıza kayıtlarına daha hızlı ulaşır ve simayı gördüğümüzde kişiyi hemen tanırız. Fakat beyin yine hard disk gibi hayat süreci içinde edinilen bilgiler ile zamanla dolar ve giderek yer daralmaya başlar. Bazı yeni hatıra ve olayları hatırlamamaya başlarız. Bu yüzdendir ki, insan yaşlandığı vakit çocukluğundaki anıları gayet net hatırladığı halde, sabah kahvaltı edip etmediğini hatırlayamaz. Çünkü veriler için artık kaydedecek yer kalmamıştır.

 

Bilgisayarda sık kullanılanlar adını verdiğimiz klasörde, sürekli kullandığımız dosyaların uzantıları saklanır. Beynin yapısında da buna benzer bir sistem mevcuttur. Sürekli gördüğümüz kişileri hemen hatırlarız ama uzun süre görüşmediğimiz bir arkadaşımızın ismini hatırlamakta zorluk çekeriz.

 

Bu gezegende bizi yaşayan diğer türlerden farklı kılan düşünebilme ve muhakeme yapabilme yeteneğimizdir. Mesela, bir atı bir dönme dolaba bağlayıp gözüne bir at gözlüğü taktığımızda devamlı olarak dönüp durur ve asla neden döndüğünü sorgulamaz. Hayvanlar belli bir akıl ve öğrenme seviyesine sahiptir. Hatta bazı türler, sebep sonuç ilişkilerini yorumlayarak öğrenebilirler. Psikolojide buna şartlı öğrenme denilir. Laboratuarlarda maymunlar üzerinde yapılan deneylerde, bir kafese konulan maymun, kafesin üzerindeki bölümde asılı duran muzu almak isterken önce o bölgeye verilen elektrik akımına çarpılır. İkinci teşebbüsünde ise yandaki yalıtkan kapağı açarak elektriğe çarpılmadan muzu alabilmeyi başarır. İşte bu şartlı öğrenmedir. Bu aynen küçük bir çocuğun sobaya dokunduğunda elinin yanması ve sobanın sıcak olduğunu, dokunmaması gerektiğini öğrenmesi gibidir.

 

Yeni doğan bir çocuk, sanki biliyormuşçasına annesinin memesine yönelir ve emmeye başlar. Bu ayni hayvanlarda olduğu gibi içgüdüsel bir davranıştır. Çocuk büyüdükçe etrafındakileri algılamaya ve öğrenmeye başlar. Sonra anne ve babasının uyarıları ile ‘’cız’’ kavramının ne olduğunu öğrenir. Sonra okul çağına geldiğinde öğretmeninin verdiği öğretiler ile yeni bilgiler edinir. Ve okuduğu kitaplardan ve en önemlisi hayatın içinde yaptığı hatalardan edindiği tecrübelerden öğrenir. Böylece beyin denilen hard disk bu öğretiler ile giderek dolar.

 

Bir kişinin cezai ehliyete sahip oluşu, o kişinin sorumluluklarının olduğunu gösterir.

Eğer akıl sağlığınız yerinde olmasaydı, yaptıklarınızdan ötürü sorumlu tutulamazdınız. Fakat hayatın tadına da varamazdınız.

 

İnsan hayvandan farklı olarak düşünür, muhakeme yapar ve mantığına ters gelen bir şeye itiraz eder.

 

İbrahim'den korku gidip yerine müjde gelince, Lût kavmi hakkında bizimle tartışır oldu.

HÛD SURESI 74.

 

Oysa hayvan itiraz etmez. Jokey atı mahmuzladığı vakit, kaldırıp jokeyi sırtından atmak yerine, canı yandığı için olanca gücünle koşar. İşte bizi biz yapan budur.

 

Eğer aklımızın mantığımız ile bu koordinasyonlu çalışması olmasaydı, hayvandan bir farkımız kalmazdı. Varlığımızın bilincine varamazdık. Hayatın güzelliklerinden tat alamazdık.

 

O halde bize akıl gibi bir lütufta bulunduğu için Cenab-ı Allah’a şükür etmemiz gerekir.

 

Allah sizi annelerinizin karınlarından çıkardı, hiçbir şey bilmiyordunuz; şükredebilesiniz diye size işitme gücü, gözler ve gönüller verdi. NAHL SURESİ 78.

 

ALLAH YAR VE YOLDAŞINIZ OLSUN

 

(Akın Örsmen 6.4.2008)

YOL GÖSTERİCİ

www.yolgosterici.com

 

 
   
         
   

GERİ DÖN