TAKİYE

   
   

Tarih boyunca inanç konusu çeşitli gruplarca bir sömürü aracı olarak kullanılmıştır. Çünkü inanç suiistimale açık bir konudur. Oysaki insanların inançlarını çıkar sağlamak için kullanmak ne dine nede insanlığa sığmaz.

 

İlkel Afrika ve Kızılderili kabilelerinde kabile reisinden sonra en çok imtiyaz sahibi olan kişi kabile büyücüsüydü. İnsanların inançlarını suiistimal ederek nüfus kazanmak yaradılış kadar eskidir.

 

İnsanları kandırmak, inandırmaktan daha kolaydır. Gelmiş geçmiş bütün peygamberler insanları inandırmakta zorlanmışlardır. Kimilerine deli kimilerine mecnun demişlerdir. Kimilerini taşlamış, kimilerini ateşe atmışlardır.

 

İnsanlara maddi menfaatler sunduğunuz takdirde kolayca kandırabilirsiniz. Sizin peşinizden koşa koşa gelirler. Oysaki peygamberler insanlara manevi bir takım vaatlerde bulundukları için çoğu kimse onlara inanmamıştır.

 

Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde kendi istediklerini yapmadıkları gerekçesi ile insanları asmış yada diri diri yakmışlardır. Ve bunu yapanlar kendilerine engizisyon yakıştırması yapan Allah’a hizmet ettiği iddiası ile ortaya çıkan papazlardır. Oysa ki onlar masum insanları kendileri gibi düşünmedikleri gerekçesi ile katletmek ile, Allah’a değil, şeytana hizmet etmişlerdir.

 

16. Yüzyılda Almanya da Martin Luther, İncili Latinceden Almancaya tercüme ettiğinde Vatikan tarafından aforoz edilmek istenmiştir. Çünkü o zamana kadar ruhban sınıfı denilen kardinaller ve papazlar, İncil de yazılan gerçekleri insanların öğrenmesini istemiyorlardı. Yıllarca kilisenin imtiyazları altında, insanlara dağıttıkları endülüjans, yani af kağıdı karşılığında aldıkları paralar ile geçiniyorlardı. Ve saf insanlar cennetten bir yer sahibi olabileceklerini umarak ellerindeki tüm parayı onlara veriyorlardı. İşte incilin Almancaya tercüme edilmesi dini tekelinde tutmaya çalışan, halkı din adına sömüren bu takiyecilerin işine gelmemişti.

 

İslami kesimde de dar görüşlü zihniyetin, Kuran-ı Kerim’in mealinin okunmasının doğru olmayacağını söyleyerek, Arapça okunmasını öğütleyen hoca takımının da endişesi, bir zamanlar Vatikan’daki ruhban sınıfını tedirgin eden endişenin aynisidir. Çünkü Kuran’ın Türkçesini okuyan insanlar, yobaz takımının söylediklerinin Kuran ile örtüşmediğini görecek ve onlara olan inançları kalmayacaktı. Dolaysı ile dini alet ederek nüfus kazanmak isteyen sahtekârların foyası meydana çıkacaktı.

 

Ey insanlar, Allah'ın vaadi haktır! O halde iğreti dünya hayatı sizi sakın aldatmasın! O yaman aldatıcı, o çok gururlu, sizi sakın Allah ile aldatmasın. FÂTIR SURESİ 5.

 

Günümüz de benzeri davranışlar, yine din maskesi altında bu kez siyasiler tarafından meşrulaşmış bir şekilde uygulanmaktadır. İnsanlar türban takmadıkları ve yahut ta namaz kılmadıkları gerekçesi ile, kafir olarak nitelendirilmektedirler. Kendileri gibi düşünmeyen insanlara bu yakıştırmayı yapanlar, diğer insanların dinden soğumasına aracılık etmişlerdir. Bunun bir sonucu olarak, gösteriş için değil, gerçek anlamda dinin gerekçelerini yerine getiren insanlardan bile nefret eden bir toplum oluşmuştur.

 

Allah’ı referans göstererek iktidara gelip, İslam ile taban tabana zıt bir tutum sergilenmesi, toplumda İslam dan soğumaya başlayan bir grubun doğmasına neden olmuştur.

 

İşte, şeytanın amacı da budur. Gerçek inanç sahiplerinin yani müminlerin, inanmış gibi görünenler yani münafıklar ile ayni kefeye konulmasını sağlamaktır. Dolaysı ile insanları inançlı ve inançsız diye iki gruba ayırarak hizipleşmelerini sağlamak ve İslam’ı bölmektir.

 

Bunlar iman etmiş olanlarla yüzyüze geldiklerinde, "İman ettik" derler. Kendi şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarına ise söyledikleri şudur: "Hiç kuşkunuz olmasın biz sizinleyiz. Gerçek olan şu ki, biz alay edip duran kişileriz." BAKARA SURESİ 14.

 

Bundan öncekiler sanki Hıristiyan’mış gibi, ’’Çankaya’ya Müslüman bir cumhurbaşkanı getireceğiz’’ diyen zihniyetin amacı da işte budur.

 

Din, politikayı içerir, ama politika dini içeremez ve içermemelidir. Çünkü politika kurtlar sofrasıdır. Her türlü menfaatin kol gezdiği, çıkarlar uğruna her türlü yalanın mubah sayıldığı bir camiadır. Oysa İslam insana önce insan olmayı emreder. Ve tüm inançlara hoşgörü ile bakar.

 

Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah'a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir. BAKARA SURESİ 256.

 

Sonuç olarak din adı altında İslamiyet kirletilmeye ve insanlar taraflara ayrılmaya zorlanarak Türkiye bölünmeye çalışılmaktadır.

 

 

ALLAH YAR VE YOLDAŞINIZ OLSUN.

 

 (AKIN ÖRSMEN 4.5.2007)

YOL GÖSTERİCİ

www.yolgosterici.com

 
   
         
   

GERİ DÖN