ACZİYET

 

Bir zamanlar bir Muhammed Ali Clay vardı…kelebek gibi uçar, arı gibi sokardı….orta yaşlılar bilirler…sabahın erken saatlerinde kalkıp maçlarını zevkle seyrederdik… bir yumrukta rakibini nakavt ederdi…

Şimdi Muhammed Ali, titreyen el ve ayakları ile, ayakta bile zor durmaktadır…. Çünkü o bir Parkinson hastası….

 

İnsanlar; fiziki güç, ekonomik güç, yada mevki ve unvan sahibi olduklarında kendilerini yüce görürler….asla yıkılmayacaklarını, hiç ölmeyeceklerini sanırlar….bu düşünce ile kibirlenerek, etrafındakileri küçümserler….

 

Oysa ki, gözümüzle dahi göremeyeceğimiz küçücük mikroplar bizi bir anda yatağa çivileyebilir… yada vücudumuzun herhangi bir yerinde, bir sinir yada bir damar çalışması gerektiği gibi çalışmayabilir….ve bir anda küçümsediğimiz, değer vermediğimiz bir insanın vereceği bir bardak suya gereksinim duyabiliriz…

 

Bir zamanlar, bir Süpermen vardı….dünyayı kurtarırdı…. Ama dünya onu kurtaramadı….doğum gününü kutlayan insanlar, bir gün ölüm günleri de olacağını asla  akıllarına getirmezler….

 

Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Enbiya suresi 35.

 

Bundan yüz sene önce yaşayanlar insanlar şu anda hayatta değillerdir…

Yüz sene sonra ise şu anda yaşayan hiçbir insan olmayacaktır….

 

Sol kolunuzu kaldırın….ve düşünün….sol kolunuzu kaldıran siz misiniz ?

Yoksa, onu kaldırmanıza izin veren mi ? Ağır bir boyun fıtığı geçirdim yıllar önce….sol kolum bana itaat etmedi….işte o zaman, kolumu kaldıranın ben olmadığını anladım….

 

Eğer sağlıklı bir insansak,…yürüyüp, koşabiliyorsak,….bu Cenab-ı Allah izin verdiği içindir….ve bunun için ona şükretmeliyiz….

 

Başınız kaldırıp göğe şöyle bir bakın….ne görüyorsunuz ?.... Küçücük yıldızlar değil mi ?...aslında onlar, üzerinde yaşadığımız dünyadan defalarca büyüktürler…uzayın büyüklüğü ile kıyaslandığında, dünyamız…ancak çöldeki bir kum tanesi gibidir….onun içindeki insan ise bir kum tanesi bile değildir….

 

İçinde yaşadığımız uzay boşluğunda, başıboş dolaşan, bir sürü meteor vardır….dünyamıza çarptığında, bizleri un ufak edebilecek meteorlar..

Kara delikler vardır…. Dünyamızdan defalarca büyük gezegenleri bir lokmada yutabilecek güce sahip….ayağınızı bastığınız toprağın birkaç kilometre altında erimiş madenler bulunmaktadır….

 

O meteorların dünyamıza çarpması ihtimali hiçte az değildir….o erimiş madenlerin yeryüzüne çıkarak bizleri yok etmesi hiçte zor değildir….

 

Biz insanlar, biraz güç, biraz para, yada mevki sahibi olduğumuzda,…kendimizi büyük görür,…etrafımıza küçümseyen gözlerle bakarız… altımızdaki insanlara hava atarız….ülkelere saldırır, işgal ederiz….elimizde satırlarla maça gideriz….kafamızı bozan birini hemen döveriz….

 

Ve yeryüzünde kasıla kasıla yürürüz…..

 

"Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme, yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah, kurula-kurula kendini övenlerin hiçbirini sevmez."

Lukman suresi 18.

 

Gücümüz, güzelliğimiz, paramız, yada mevkiimizin bizi üstün kıldığını sanırız….

Oysaki;

 

Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz, sakınılması gereken şeylerden en çok sakınanınızdır.

Hucurat suresi  13.

 

Ve bizleri bekleyen acı bir akıbet daha vardır…..yaşlılık….

 

Bir gün onunla tanışırız….bir bel ağrısı ile…..

 

Aynada kırışan yüzümüz,…beyazlamış saçlarımız bize acziyetimizi hatırlatır….

İşte o zaman bir zamanlar etrafımızda pervane olan, bel büken insanlar kalmamıştır artık….yalnız ve çaresiz hissediveririz kendimizi….

 

İşte insan denen varlığın gerçek durumu budur….ama biz,…güç bizde olduğu sürece bunu aklımıza bile getirmeyiz….halbuki, ne olduğumuz değil,…ne olacağımız önemlidir….

 

Aslında kainatın ihtişamı yanında insan,….bir karıncadan bile daha aciz durumdadır….

 

Ne olduğumuzu bilelim…ve ne olacağımızı düşünelim…. Çünkü düşünmek insanı tefekküre götürür….

 

ALLAH YAR VE YOLDAŞINIZ OLSUN

 

 

(Akın Örsmen 14.10.2005)

YOL GÖSTERİCİ

www.yolgosterici.com

 
   
         
   

GERİ DÖN