ANLATAMADIKLARIMM

14.5.2002
 

 

 

Söze nereden başlayacağımı bilmiyorum. Herşey ne zaman başladı onu da tam olarak hatırlamıyorum.

Hatırladığım şey, üç sene önce bu olayları fark etmiş olmam…

Belki çok daha önce başladı. Belki de doğumumla birlikte. Üç sene önce bu olayları fark ettiğimde,

Bunun bir tesadüf olmadığını hissettim. Ve geçmişimi hatırlamaya çalıştım. Ve zamanında

Tesadüf sandığım, önemsemediğim bazı olayların aslında bir mucize olduğunu dehşetle

Fark ettim. Düşündükçe ve daha geçmişe gittikçe hayatımın her döneminde onun benimle

Birlikte olduğunu ve ona layık olmadığım halde bana defalarca yardım ettiği gerçeğini fark ettim.

O hayatımın her döneminde yanımdaydı ve bana hep yardım etmişti.

Bense onun bu lütuflarına karşı hiç bir şey yapmamıştım.

 

Utanç duydum….

 

Üç sene önce kayınbiraderimin durumu ile yakından ilgileniyordum.  İşten çıkartmışlardı,

Borç içindeydi, iş bulamıyordu, bunalım içindeydi ve ben ona yardım etmek istiyordum.

Birtakım haciz problemlerini çözmeye çalıştım. Bir kısmını ise çözdüm. Fakat iş bulma

Konusunda ona yardımcı olamıyordum. Sürekli bu konu beynimi kemiriyordu.

 

Bir akşam araba ile eve dönerken kafam yine ayni problem ile meşguldü,

Onun en kısa zamanda bir iş bulması için Allaha dua ediyordum. Yanaklarımdan süzülen gözyaşlarımı

Fark ettiğimde çok şaşırdım. Ağlıyordum… Sonra bu ağlayış birden şiddetlendi. Ve ben

Ağlayarak Allahtan ona yardım etmesini ve iş bulması istedim. Sonra bu şiddetli ağlayış

Yavaşladı ve bir bahar yağmuru gibi bitti. Eve geldim. Hiç bir şey olmamış gibi herşey

Normaldi. Fakat yemek sırasında eşim, kayınbiraderimin iş bulduğunu söylediğinde şok

Oldum. Öylesine şaşkındım ki hiç bir şey söyliyemedim. Sadece hayırlı olsun diyebildim.

Bu olay beni öylesine şok etmişti, bunun çok farklı bir olay olduğunu hissettim.

 

Düşündüm…

 

Geçmişimi düşündüm. Zamanında belki de gençliğin verdiği duyarsızlıkla farkına varmadığım

Bazı mucizeler yaşadığımı hayretle fark ettim.

Bu bana o vakitler bir tesadüf gibi gelmiş hiç üstünde durmamıştım.

 

Yanlış hatırlamıyorsam, Üniversitede ikinci yada üçüncü yılımdı. O gün önemli bir sınavım

Vardı ve ben Helvacıbaba camisinin önünden geçerken içeri girip,

O yüce yaratıcıya sınavımda yardımcı olması için dua etmek istedim. Sabahın çok erken saatleriydi. Zaten

O vakitler sınav öncesi ,ben tüm gece ders çalışır ve uyumadan sınava girerdim.

Caminin avlusuna girdim. Tüm kapılar kapalıydı…Oysa ben Ona dua etmek istiyordum.

"Allahım" dedim, sana dua etmeye geldim. Ama senin kapıların kapalı. Lütfen dualarımı

kabul et… Caminin etrafında bir tur attım. Birden büyük ana kapının ardına kadar açık olduğunu fark ettim.

Birkaç dakika önce kapalıydı… Şimdi ise ardına kadar açıktı….

 

İçeri girdim…

 

Kimsecikler yoktu… peki ya kapıyı kim açmıştı ?…

Duamı edip çıktım, ve hala koskoca camide sadece ben vardım. Hiç kimse yoktu…

O vakitler sanırım gençliğin ve cahilliğin

Verdiği gaflet ile bunun sadece bir tesadüf olduğunu sanmıştım. Oysa şimdi bunun bir mucize

Olduğunu düşünüyorum.

 

Kapıyı kim açmıştı ?…

 

Bu soru şimdi kafamda yankılanıyor. Bu hatırladığım ilk mucizeydi…

Sonra düşündüm,… Geçmişimin bir bilançosunu yaptım ve zamanında bana çok doğal gibi görünen

yada tesadüf olarak nitelendirdiğim olayların, aslında birer mucize olduğunu fark ettim…

 

Üniversiteye girme olayım aslında çok düşündürücü… Ben aslında lisede çok çalışkan biri

Değildim. Hatta lise birinci sınıfta üç dersen birden önce bütünlemeye kalmıştım tabi üç

Dersten birden bütünlemeyi veremeyince de sınıfta kalmıştım. Bu yüzden lise tahsilime

Çavuşoğlu kolejinde devam ettim. Yine de vasat bir talebeydim. Liseyi bitirdiğim sene

Unkapanı dersanesine, üniversite hazırlık eğitimine devam ettim. Daha doğrusu çok az bir

Kısmına devam ettim. Derslerin çoğunu asıyordum ve arkadaşlarla birlikte fatihte geziyorduk.

Neyse uzatmayayım, Üniversite sınavına girdim ve tabi soruların çoğunu kafadan attım.

Bu durumda herhangi bir yeri kazanmam hayal gibi bir şeydi.

 

Aradan bir süre geçti. İmtahan neticesini Konya cihanbeylide öğrendim ve şok oldum.

Zoolojiyi kazanmıştım. İmkansız bu diyordum kendi kendime çünkü soruların yüzde

Doksanını kafadan atmıştım ve tutması büyük bir tesadüftü. Belki de değildi. Tabi o zaman

Bunun üstünde fazla durmamış doğal bir hadise gibi kabullenmiştim.

 

Üniversede de yine vasat bir talebeydim. Bazı dersleri sevmediğim için fazla çalışmaz,

Son sınav gününe kadar bekler ve imtahandan bir gün önce sabaha kadar çalışır öyle

Imtahana girerdim. Veremediğim bir ders vardı. Fizyoloji… Ve bu dersi vermeden

Okulu bitirmem imkansızdı. Bu dersi son hakkımda verdim. Ve üstelik çok az bir çalışma ile…

Şimdi düşünüyorum da, bunlar acaba o vakitler yorumladığım gibi bir tesadüfmüydü yoksa

Bana birimi yardım etti ?…

 

Evliliğimi düşündüm…. İki kez kesilen söz… Aileler arası ihtilaflar,… evliliğimizin akabinde

Kayınvalidemin ve arkasından babamın vefatı… İşsiz kalmam…. Ekonomik problemler…

Hemen bir çocuk sahibi olmamız… bunun getirdiği problemler… düşünüyorumda bu bir

Yığın problemin arasından acaba nasıl sıyrılabildik. Şimdi bu soruyu defalarca kendi kendime

Soruyorum. Fakat verebilecek mantıklı bir cevabım yok. Sanırım bunlar da bir mucizeydi…

 

O yardım etmişti…. Evet defalarca bana yardım etmişti. Hayatımın her döneminde…

Hem de hiç bir karşılık beklemeden. Oysa ben ona ne kadar layık olabilmiştim ki ?

 

Askerliğime gelince; başlı başına soru işaretleri ile dolu.

Acemilik döneminde Tuzla piyade okulunda öğrenci gibi ders görüyorduk ve sınava

Giriyorduk. Başarısız olanlar yedek subay olamayacaklardı. Ben sınavı son hakkımda

Verdim. Veremeseydim, yedek subay değil er olarak askerlik yapacaktım. Ve bu sınavı

Nasıl verdiğim hakkında da en ufak bir fikrim yok.

 

Kurada Sarıkamış çektiğimde şok olmuştum. Geride iki bebek ve eşimi bırakacaktım.

Bunalım içindeydim. Hiç kimseye hissettirmeden gizli gizli ağlıyordum.

Sonra birden bire bir torpil bulundu ve torpil sayesinde Sarıkamış gibi bir yerde

Çok rahat bir askerlik yaptım. Hatta hava değişimi bile alıp, eşimi, çocuklarımı

Görmeye İstanbula geldim. Bulunan torpil acaba şansmıydı ? Kimbilir ?

 

Araba almam, aldığım arabayı satmam ve hemen ertesi gün, tesadüf bu ya yeni

Arabaya sahip olmam, acaba tesadüfmüydü ?

 

Ve bir ev sahibi olmamız… Bakırköydeki eve bir alıcı bulabilmemiz ve bir ay içinde

Bir ev sahibi olabilme hayallerimizin gerçek olması …. Acaba bir tesadüfmüydü ?

 

Kimbilir ?….

 

Buraya kadar anlattıklarıma eğer tesadüf diyebiliyorsak ki ben öyle olduğunu pek sanmıyorum…

asıl mucizeler şimdi anlatacaklarım….sıkı durun….eğer bunlarda

Tesadüf ise ben hayat hakkında hiç bir şey bilmiyorum demektir.

 

Tekrar başa dönelim;

 

Yani mucizeleri ilk fark ettiğim olaya; Kayınbiraderimin iş bulması ile başlayan olaylara…

Bu olaydan bazı şeylerin doğal olmadığını, sanki bir gücün bana yardım ettiğini düşünmeye

Başladım.

 

Peki bu güç ne olabilir di ? Aklıma tek cevap geliyordu;  "Allah"

 

Gençliğimde de Allaha inanırdım fakat ona karşı sorumluluklarım olduğu hiç aklıma gelmezdi.

Artık düşüncelerim değişmeye başlamıştı… Araştırmaya başladım. Ve aklıma ilk gelen

Dini kitaplardı… Önce Tevratı okudum… İnsanların yaptıkları hataları gördüm… ve Allahın

Insanlara kırgın olduğunu düşündüm. Artık olayı sadece kendim için değil tüm insanlık için

Düşünmeye başlamıştım. Kendim de dahil tüm insanların yaptıkları hatalar için Ondan bizi

Bağışlaması için dua etmeye beşladım.

 

İnsanlık için bir sevgi kırıntısının yeterli olacağını düşünüyordum. Belki bu kırıntıyı bir sevgi

Çığına dönüştürebiliriz diye düşünüyordum… Bu düşünce ile bir yaz gecesi pencere önünde

Ellerimi gökyüzüne açmış ondan bana bir sevgi kırıntısı göndermesi için dua ediyordum.

Gözlerimden kendi kendine akan yaşlar ki bu artık onu her düşündüğümde kendi kendine

Tekrarlanıyordu….

Birdenbire sanki gökten bir şey düştü… Ve pencereden içeri girdi ve balkona girdi. Yerde

Çıkardığı sesi duyuyordum fakat ışık kapalı olduğu için ne olduğunu anlayamamıştım.

Çok korktum. Çünkü tam ondan bir şey göndermesini dilediğim sırada olmuştu bu…

 

Işığı korku ile yaktım, baktım küçük bir serçe balkonun içine düşmüş yerde çırpınıyordu.

Kuşlar melekleri temsil eder. Melekleri kanatlı hayal etmemizin nedeni de bu değil mi ?

 

Serçeyi yerden aldım. Belki de bu ondan dilediğim sevgi kırıntısı idi … Belki de insanlık için

Bir umuttu… Onu yaşatmalıydım.

 

Ne yazık ki serçe bir iki gün içinde öldü…. Tabi insanlık için yaşattığım umutlar da….

 

Demekki dedim kendi kendime; "İnsanların kendilerinden başka şeyleri sevmeleri

Mümkün değil…." Zaten tarihler boyunca savaşmaktan başka hiç bir şey yapmamışlardı ki ?

Sevmek mi … ne mümkün ?….

 

Belki de o Serçe; Allahtan insanlık için dilediğim sevgi kırıntısıydı…Yani bir mucizeydi.

 

Kuran-ı Kerimin mealini okumaya başladım. Çünkü Onun biz insanlardan ne istediğini

Merak ediyordum. Ve Onu anlamaya çalışıyordum.

 

Yalnız bu arada bende büyük değişiklikler olmuştu.

 

Artık Onu düşünmeden geçirdiğim hemen hemen bir seniye bile yoktu. Ve Onun sürekli

Yanımda olduğunu hissediyordum. O benim için bir tutku olmuştu.

Ve her geçen gün biraz daha artıyordu Ona olan sevgim. Bu arada Onu düşündüğümde ,

özellikle araba kullanırken, sanki göz yaşlarım kendi kendine akıyordu.

 

Çok karışık duygular yaşıyordum. Hala da yaşıyorum. Her geçen gün artarak….

Gün geçtikçe bana hakim oluyordu….

 

Duygularıma gelince; sanki tüm duyguları birarada yaşıyordum. Sevgi, Korku, Merhamet,

Utanç, Pişmanlık, ve üzüntü…. Duygularım allak bullak olmuştu…

 

Bir gün yine araba ile Kadıköy yakasına geçiyordum. Boğaz köprüsü gişelerinde sıra bekliyordum.

Ve tabi yine Onu düşünüyordum…Yine gözyaşlarım yanaklarımı yalıyordu. Birdenbire yağmur yağmaya başladı.

Arabamın ön camı damlacıklarla ıslanmaya başladı. Sonra birden gözüm diğer arabalara takıldı.

Sağımdaki solumdaki etrafımdaki arabalar kupkuru idi….. Tüylerim diken diken olmuştu….

 

"Yağmur sadece benim arabamın üstüne yağıyordu." Gözyaşlarım artmıştı.

Sanki O da benimle birlikte ağlıyordu… Benim gibi insanlık için ağlıyordu sanki….

 

Serçe olayı ve bu olay hiç aklımdan çıkmadı. Bunları hep bir işaret olarak algıladım.

Ve öyleydiler….

 

Onu düşündüğümde kalbimin sıkıştığını, nefesimin sıklaştığını ve gözlerimden ister istemez

Yaşlar boşaldığını hissediyorum.

 

Peki niye ağlıyordum ?…

 

Acaba dedim kendi kendime ben mi ağlamak için kendimi zorluyorum. Kendimi denemek için

Eyüp Sultana gittimiz gün camiye girip, iki rekat Allah rızası için namaz kıldım ve kendimi ağlamak için zorladım.

Ağlayamadım….. Demekki gözyaşlarım isteğimin dışında akıyor,

Ve ben buna bir anlam veremiyorum… Bana neler oluyor ?  Neden bu duygular içindeyim ?

Aşırı dindar biri değilim. Fakat bu olanlara bir anlam veremiyorum. O içimde bir tutku halini

Aldı ve her geçen gün bir çığ gibi büyüyor… Ve işin kötü yanı; bu yaşadıklarımı ve duygularımı kimseye anlatamıyorum…

Çünkü biliyorum ki eşim dahi bana inanmayacak…

Yaşadıklarımı bir tesadüf olarak yorumlayacak…. Diyelim ki herşey bir tesadüf, peki ya

Duygularım… Onları hissediyorum…. Onun varlığını her an yanımda hissediyorum.

Ve bu beni mutlu ediyor. Zaman zaman içinde birilerine karşı nefret oluşuyor…. Onu

Düşünüyorum ve anında nefretim sevgiye dönüşüyor…. Kötülük düşünemiyorum…

Bunları bana düşündüren Allahtan başka kim olabilir ki ?… Bazen onu hissedemiyorum.

Her zamankinden farklı kendimi yalnız hissediyorum. Biran için onun beni terk ettiğini

Düşünüyorum. Bu en büyük korkum… Sonra bir bakıyorum… yine ayni duygular içindeyim…

Yine ağlıyorum… Mutlu oluyorum… Onun yanımda olduğunu hissediyorum… Onun varlığını

Yanımda hissetmek bana mutluluk veriyor, güç veriyor, hayata bakış açımı değiştiriyor.

Haykırmak istiyorum gökyüzüne "Seni seviyorum " diye …..

 

Sana layık değilim ama beni seviyorsun, bana yardım ediyorsun, beni koruyorsun,

Korumak dedim de …. Hergün seksen kilometre yol tepiyorum….

Trafiğin içinde zaman zaman TEM otoyolunda hız yapıyorum. Öyle anlarda öyle kazalardan kılpayı sıyırıyorum ki,

Ben bile nasıl olduğunu anlayamıyorum. Beni koruyor…. Beni seviyor… bunu beni mutlu

Ediyor. Oysa ben Ona layık değilim… Onun istediği gibi bir insan olamadım hiçbir zaman

Ve ona borçluyum. Borcumu biraz olsun ödeyebilmek için namaz kılmaya başladım.

 

Ve kendi kendime kızıyorum. Keşke bu duyguları çok daha önce yaşasaydım. Keşke

Onu daha önceleri anlamaya çalışsaydım. Geçmiş yıllarıma yanıyorum….

 

En büyük sıkıntım bunları kimseye anlatamamak….

Bana inanmayacaklar biliyorum…. Farklı görünmek için bunları söylediğimi sanacaklar,

Zaten tarih boyu insanlar çok azının dışında Allahı anlayamamışlar…

Sanırım bu yüzden bizlere kırgın ve Kuran-ı Kerim'de her ayette insanın nankörlüğünden sitemle söz ediyor

Çünkü insanlar işine gelen şeylere inanıyorlar. Ben şimdi çıkıp bu duygularımdan birine söz etsem delirdiğimi,

hayalci olduğumu yada farklı olmak için bunları uydurduğumu düşünecekler

Ve bana inanmayacaklar. Bu yüzden susuyorum…. Ta ki bir delilim olana kadar… susacağım

Ne yazıkki şu anda sözlerimden başka delilim yok.

 

Peki bunları niye yazdın diyeceksin. Ben deli değilim… hayal görmüyorum… üstelik gerçekleri

Görüyorum. Ve burada anlattıklarım, yaşadığım mucizelerin sadece yarısı…

(Kriz döneminde herkes patır patır işten atılırken işimi muhafaza edebilmem gibi bir yığın mucize var.

Bunların hiç birinden bahsetmiyorum.)…Ve bunları birine anlatamamanın sıkıntısını yaşıyorum…

İşte bu yüzden duygularımı bu satırlarla ve Allahla paylaşıyorum. Çünkü  O hissettiklerimi biliyor.

Kalbimdeki ve beynimdekileri benden daha iyi biliyor. Çünkü bunları bana O düşündürtüyor. O benim tek sırdaşım…..

 

Onun bana vermiş olduğu bir yetenekle, şiirlerimle Onu anlatmaya çalışıyorum. Hoş ne kadar

Onu anlatsam yine de anlatamam….Belki biraz olsun borcumu öderim.

 

Allah herkese ayni duyguları yaşatsın…...

 

Artık zaman zaman onunla konuşuyorum. Tabi ki bana cevap vermiyor, ama öyle şeyler yaşıyorum ki

cevap vermesinden bile daha etkileyici… Mesela dün akşam eve gelirken

Çocuklarımın evde olmalarını geçirdim içimden. Çünkü akşam eve gittiğimde oların evde

Olması beni çok mutlu ediyor. Evde olmazlarsa sanki bir parçam eksik kalıyor.

"Evdeydiler…."

 

Artık ondan bir şey dilemeye korkuyorum. Çünkü Ona karşı borcum giderek artıyor.

Ve bu borcun altında ezildiğimi hissediyorum. Bu yüzden artık dualarımda Ondan sadece beni

Ve ailemi kötülüklere karşı korumasını diliyorum. Çünkü biliyorum ki Şeytan Allaha yönelen

Insanlara karşı bir savaş başlatır. Oysa ben bir ölümlüyüm ve Şeytana karşı Allaha sığınıyorum.

Onun beni ve ailemi herzaman olduğu gibi koruyacağına tüm kalbimle inanıyorum.

Onun gücünle boy ölçüşebilecek hiç bir güç düşünemiyorum…

Onun iyiliğine, Şefkatine, Bağışlayıcılığına, ve sabrına eşdeğer hiç bir güç düşünemiyorum.

 

Ve öfkesine …. Onun kızdığı zaman neler yapabileceğini düşünmek bile beni korkutuyor.

Kutsal kitapların hepsi Onun Öfkesinden nasibini alan kötü insanların ibret verici öyküleri ile dolu…

Onun öfkesinden korkuyorum. Çünkü biliyorum ki Onun öfkesine karşı ondan başka

Sığınacak ilah yok… O tüm alemlerin yaratıcısı ve herşeyin sahibi…. Aslında biliyorum ki;

O bizleri seviyor…. Bizler Onun eseriyiz…evlatları gibiyiz… bir baba yada anne evladına

Ne kadar kızarsa kızsın; evlat ne kadar kötü olursa olsun yine de onu sever, değil mi ?

 

Ve Onu özlüyorum… Tuhaf değil mi ? Sanki babamı özlermişcesine Onu Özlüyorum….

 

Onun en hayran olduğum yanlarından biri de " sabrı " . O gerçekten çok sabırlı.

Bütün kutsal kitaplarda okuduğum kadarı ile tüm insanlığı toplu olarak sadece birkaç kez

Cezalandırdı. Biri Nuh tufanı, diğeri ise Sodom ve Gomorra şehirlerinin yok oluşu…

Pompei'nin yok edilişi gibi. Ben o insanların yaptıklarını okuduğumda;

İnsan olmaktan utandım…. Ve dedim ki ben olsaydım, hepsini cezalandırırdım.

İşte Onun farkı; O çok sabırlı ve bir ayetinde diyorki " Eğer tüm insanları suçlarından ötürü

Cezalandırmam gerekseydi, yeryüzünde hiç insan kalmazdı.." Bu çok doğru….

Çünkü çok azımızın dışında (Peygamberler, evliyalar, ermişler v.s.) hepimizin az yada çok

Günahı var. O gerçekten çok sabırlı…

 

Ondan maddi hiç bir dilekte bulunmuyorum. Çünkü biliyorum ki maddiyat insanları çığrından

Çıkartır. Zaten bana bir insanın sahip olabileceği her şeyi verdi. Mutlu  bir yuva, güzel bir eş,

pırıl pırıl çocuklar, ev, araba, daha başka ne isteyebilirim ki ?

Sadece sahip olduklarımın sürekli olması ve ailemi kötülüklere karşı koruması için Ona dua ediyorum.

 

Biliyorum, tüm bunlar insana ilk başta çok saçma geliyor. Bir başkası böyle duygular

hissetiğini söylese belki bende ona inanmazdım. İşte bu yüzden bunları kimseye anlatamıyorum.

Bana inanmayacaklarını biliyorum. Benimle alay edeceklerini biliyorum.

Hatta bana deli bile diyecekler, biliyorum. Yada insanları etkilemek için bunları yazdığımı,

Farklı olduğumu hissettirmek istediğim için bu yola başvurduğumu, ilgi çekmeyi amaçladığımı

Düşüneceklerdir. Hele herkesin peygamberliğini ilan ettiği böyle bir ortamda bana inanmamakta

haklı olabilirler. Kesinlikle farklı olduğumu söylemiyorum. Fakat duygularım

Gerçek, hissettiklerim gerçek, gözyaşlarım gerçek.

 

Niye bunları hissediyorum ?…Bilmiyorum….

 

 

SEVGİLİ ALLAH'IM

SEN BENİM İÇİN GÜZEL BİR DÜNYA, GÜZEL BİR AİLE, GÜZEL BİR HAYAT İNŞA ETTİN...

BİLİYORUM BANA VERDİKLERİNİ ASLA KARŞILAMAZ AMA,

BENDE SENİN İÇİN NAÇİZANE OLARAK BİR SİTE İNŞA ETTİM.

VERDİKLERİN İÇİN, YAPTIKLARIN İÇİN, UNUTTUKLARIM İÇİN, HATIRLADIKLARIM İÇİN

 SANA ŞÜKÜRLER OLSUN...

 

 
 

GERİ DÖN