BİRİNCİ SEMA

 

Resulüllah S.A.V efendimiz, bu semanın ismi için, bir rivayette: —«R e f i a.»

Denildiğini anlattı; bir başka rivayette ise: —«R e k î a.»

Denildiğini anlattı. Bu semanın hazinedarı için ise, şöyle anlattır —«ismail'dir. Ki bu: Meleklerin peygamberlerindendir.» Resulüllah S.A. efendimiz, bundan sonra, semalara ulaşmasını anlatıyor.

Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

—«Birinci semaya eriştim. Cebrail birinci semanın kapısını vurup:

— Aç!.

Diye seslendi. O kapının adına:

— Bab-ı Hıfz. (Koruma kapısı.)

Derler. Kızıl yakuttan bir kapıdır. O kapının kilidi incidendir. İçeriden, o kapının bakıcısı olan İsmail; öyle bir ses çıkardı ki. öylesini hiç işitmedim:

— Bağırıp da:

— Aç!. Diyen kimdir?.

Dedi; Cebrail ona cevap olarak:

— Cebrailim. Deyince, bu sefer:

— Ya yanındaki kimdir?. Diye sordu. Cebrail:

— Muhammed'dir. Deyince, tekrar sordu:

— Ona peygamberlik verildi mi?. Onun sorusuna da, Cebrail:

— Evet, ona peygamberlik verildi. Deyince İsmail tekrar sordu:

— Buraya gelmesi için, taleb ve davet olundu mu?. Onun bu sorusuna da Cebrail şöyle cevap verdi:

— Evet, davet olundu. Bundan sonra, İsmail şöyle dedi:

— Merhaba, hoş geldin; ne güzel bir gelici geldi. Ve., kapıyı açtı.»

Bir rivayette, şöyle anlatıldı:

— Resulüllah S.A.V efendimiz, Mescid-i Aksa'daki taştan Burak'a binip semaya yükseldi. Yerden semaya kadar olan mesafe, beş yüz yıllık yoldur. Her semanın kalınlığı beş yüz yıllık yoldur. Her iki semanın aralığı da beş yüz yıllık yoldur.

Resulüllah S.A.V efendimizin anlattıklarına devam edelim: —«Bu semadan içeri girdiğim zaman, İsmail'i bir heybet içinde buldum. Nurdan bir kürsî üzerine oturmuştu. Önünde, sağında, solunda ve ardında kendisini yüz bin melek sarmış duruyordu. Her meleğin de ayrıca yüz bin tane askeri vardı. İsmail ve beraberinde olanlar şu teşbihi okuyorlardı:

— Pek yüce sultan zatı, noksan sıfatlardan tenzih ederim. Üstün ve büyük olan zatı, noksan sıfatlardan tenzih ederim. Hiç bir şey, kendisinin benzeri olmayan zatı, noksan sıfatlardan tenzih ederim,

Ona selâm verdim; selâmımı aldı ve bana tazim eyledi. Bundan sonra, bir bölük melâike gördüm. Hepsi de, kıyamda huşu ile durmuşlardı. Şu teşbihi okuyorlardı:

— Noksan sıfatlardan tam manası ile temizdir. Mukaddes olmakta tam mukaddestir. Rabbımızdır. Meleklerin ve ruhun Rabbıdır.

Cebrail'e sordum:

— Bu meleklerin ibadeti bu mudur?. Şöyle anlattı:

— Bunlar yaratılalıberi, böyledir; kıyamete kadar da böyle kıyamda duracaklardır. Yüce Hak'tan dile: Bu ibadeti ümmetine nasib eylesin.

Dua ettim; Yüce Hak, o ibadeti ümmetime nasib eyledi. Namazda bulunan kıyamınız odur.

Bundan başka, sudan ve rüzgârdan yaratılan melekler gördüm. Üzerlerine tevkil edilen meleğin adına:

— Raad.

Derler. Bu melek, bulutlara ve yağmurlara müekkeldir. (Yani: Yağmuru yağdırmak ve bulutlan o yana çevirmek bunun görevidir.) Şu teşbihi okuyorlardı:

— Mülkün ve melekûtun sahibi Yüce Zat, tüm noksan sıfatlardan münezzehtir.

Gök gürültüsü ve şimşek, o meleğin sesinden çıkar.

Dünya semasında hiç boş yer kalmamıştı. Her dört parmak yerde bir melek, alnını secdeye koymuş Yüce Hakkı teşbih ve tehlil ediyordu.

Orada bir melek gördüm; insan suretinde idi. Belinden aşağısı ateş, yukarısı da kardı. Ateş kara yapışmıştı; aralarında hiç bir ayırıcı yoktu.. Böyle iken, ne ateş karı eritiyor; ne de kar ateşi söndürüyordu. O meleğin gözünden yaş akar; ağlar ve şu teşbihi okurdu:

— Ey ateşle karın arasını bulan; mümin kulların kalblerini de birleştir; aralarında ülfet ihsan eyle.

Cebrail'e sordum:

— Bu melek kimdir ve neden ağlar?. Diye., şöyle anlattı:

— Bu bir melektir, ismine:

— H a b i b.

Derler. Günah işleyen ümmetinizin günahlan için ağlar; af ve mağfiret diler.

Bundan sonra, Âdem'i a.s. dünyada olduğu surette gördüm. Nurdan libaslar giymiş; nurdan taht üzerine oturmuştu.

Yüce Hak, ölenlerin ruhlarını ona arz ettiriyordu. O da mümin kulun ruhunu gördüğü zaman sevinip şöyle diyor-

— Temiz bedenden temiz ruh.

Sonra, onun için af, mağfiret diler; dua ve rahmet dileği ile tazarru eder, yalvarır.

Bundan sonra, melekler o ruhu alıp yüceler yücesine götürürler. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruldu:

—«Gerçek şu ki: iyilerin amel kitapları illiyyindedir.» (83/18) Kâfirlerin ve münafıkların ruhları ona arz olunduğu zaman, üzülür şöyle der:

— Habis bedenden habis ruh.

Beddua eder. Bundan sonra melekler o ruhu alıp siccine götürürler. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruldu: ,

— «Gerçek onların sandığı gibi değil; kötülerin kitabı siccindedir.» (83/7)

Cebrail'e sordum:

— Bu kimdir?.

Diye., bana şöyle anlattı:

— Babanız Âdem'dir; ileri var ona selâm ver.

Ben de ileri varıp selâm verdim. Selâmımı tazimle aldı:

— Merhaba salih oğul, salih nebi. Senin gibi bir oğlu bana hibe eden Allah'a hamd olsun.

Böylece bana" hoşgeldin etti. Onun bu övgüsüne karşııık göyle dedim:

— Bana, senin gibi bîr baba hibe eden Yüce Allah'a hamd olsun. Bundan sonra, tekrar Âdem a.s. sena e'tti ve şöyle dedi:

— Allah'a hamd olsun. Sana bu şekilde büyük kerametlerle ikram eyledi. Seni neslimden getirdi. Yüce Hak, sana türlü nimetlerini ve ikramlarını artırıp daim ve baki kılsın.

Onun bu hamdine ve senasına karşılık ben de şöyle dedim:

— Celâl ve ikram sahibi Allah'a hamd olsun. Seni kudreti ile topraktan yarattı. Ve seni melekleri omuzunda semaya taşıttı. Seni kıble edip bütün melekleri sana doğru secde ettirdi. Senin için, cenneti mubah eyledi.

Bunun üzerine Âdem a.s. şöyle dedi:

— Anlattığın nimetlerin ihsanı bana olsa dahi, yine sen benden daha faziletlisin. Zira o kerametler ve nimetler sizin nurunuz alnımda bulunması hürmetine ve o latif nuruna izaz ikramdı.

Bundan sonra bana çok şeyler söyledi; en sonunda şöyle dedi:

— Benden itibaren, size nübüvvet gelinceye kadar, çocuklarımın binde biri cennete'konuldu; dokuz yüz doksan dokuzu da cehenneme girdi. Ne zaman ki siz, âlemlere rahmet olarak resul gönderildiniz; senin ümmetinden binde biri cehenneme girdi. Dokuz yüz doksan dokuzuna cennet ikram olundu. Yüce Hak, ism-i şerifini senin ism-i şerifine eş kılıp henüz dünyaya gelmeden şerefini cümleye beyan edip açıkladı.

Âdem a.s. şu teşbihi okuyordu:

— Yüceler yücesi zat sübhandır: Bol gani zat sübhandır. Allah'a hamd olsun, noksan sıfatlardan münezzehtir. Allah-ü Taâlâ sübhandır; bağışlanmamı dilerim.

Gördüm ki, Âdem'in a.s. sağ canibinde bir kapı var. Oradan güzel koku gelmektedir. Oraya bakar mesrur olur; güler. Sol yanında bir kapı daha var. Buraya da bakıp mahzun olur; ağlar. Cebrail'e sordum:

— Bu nasıl kapılardır?. Şöyle anlattı:

— Sağındaki kapı cennete açılır. Saidlerin ruhları oradan cennete gider. Sağ tarafına bakınca onları görüp şad olur. Solunda olan kapı cehenneme açılır. Şakilerin ruhları oradan cehenneme gider. Sol tarafına bakınca onları görüp mahzun olur.

Sonra, bir melek gördüm. Horoz suretinde idi. Gayet büyük başı yüce arşla beraber olmuştu. Ayakları yedi kat yerden aşağı idi. îki kanadı vardı. Onları açtıği zaman, meşrıkla mağribi doldururdu. -O meleğin makamı: Sidre-i Münteha olup tafsili inşaallah orada gelecektir.- O meleğin vücudu beyaz inciden; ibikleri kızıl yakuttan yaratılmıştı.»

Beneksiz beyaz noroz beslemekte büyük faydalar ve güzel hassalar vardır. Bunun sırrı ve hikmeti de, o meleğe benzemesindendir. Besleyenin yalnız kendi evinin değil; komşularının dahi, afetlerden ve musibetlerden korunmalarına sebeb olur.

Bu manada, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu rivayet olundu:

—«Beyaz horoz benim dürüst dostumdur. Cebrail'in dahi arkada-şi ve dostudur. Düşmanım şeytanın da düşmanıdır. Beslendiği evin sahibini ve çoluk çocuğunu, civarında bulunan dokuz evin hane halkını korur.»

Ancak, bu beyaz horozda şart şudur: Hiç beneği olmayıp halis beyaz olacaktır. Eğer ibiği iki çatal gül ibikli olursa., bu horozun faydası daha çoktur. Nitekim bu manada Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

—«Çatal ibikli beyaz horoz benim habibim ve sevdiğimdir. Habl-bim Cebrail'in dahi habibidir. Bulunduğu evin sağından dört, solundan dört, önünden dört, ardından dört cem'an on altı evi ve içinde olan ehillerini afetlerden ve musibetlerden korur.»

Bu hadîs-i şerifi, Enes'ten r.a. naklen Ebüşşeyh çıkarıp rivayet etmiştir.

Bir başka hadis-i şerifi de Beyhakî rivayet eder. Bunun ravisi İbn-i Ömer r.a. olup Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlatır:

—«Horoz, namaz vakitlerim Allah'ın kullarına bildirir. Her kim,, evinde beyaz horoz tutup beslerse; o kimseyi üç şeyden korur:

a) Şeytanın şerrinden.

b) Büyücünün şerrinden.

c) Kâhinlerin şerrinden..»

Ancak, beyaz horoz besleyenler, onu kesmekten kaçınmalıdırlar..

Feth'ül - Kadir'de bu işi deneyenlerden şöyle anlatıldı:

— Beyaz horoz kesenin hali kederden yana boş olmaz, îmam-ı Salebi, Imam-ı Dümeyrî'nin Hayat'ül - Hayvan adlı kitabından naklen şöyle anlattı:

— Güzin-i Enbiya Tac-ı Asfiya îmam-ı Etkıya Habib-i Huda Re-sulullah S.A.V efendimiz inci saçan şu manayı ayan beyan anlattı:

—«Allah-ü Teâlâ üç sesi sever; bunlardan razıdır:

a) Kur'ân-ı Kerîm'i okuyanın sesini sever ve razı olur.

b) Horoz sesini sever ve razı olur.

c) Seher vaktinde istiğfar edenin sesini sever.» Resulüllah S.A.V efendimizin anlattıklarına devam edelim:

—«O horoz şeklindeki melek, gece olunca, dünya semasına iner. O meleğin teşbihi şudur:

— Pek mukaddes sultan, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Her şeyden yüce ve büyük zat noksan sıfatlardan münezzehtir. Ondan başka ilâh yoktur. Hayatı ve kıyamı sonsuzdur.

Cebrail'e sordum:

— Bu nedir?.

Diye., bana şöyle anlattı:

— Bunun için:

— Arşın Horozu..

Derler. Gece karanlığı olduğu zaman, dünya semasına iner. Gecenin üç bölüğünden biri geçtikten sonra kanatlarını çırpar ve şöyle der:

— Hani ibadet edenler?.. Namaza kalkacaklar kalksınlar.

Onun bu sesini, insan ve cinden başka bütün yaratılmışlar duyarlar. Yer horozları onun sesini işitince, kanatlarını çırpar; şöyle seslenirler:

— Ey gafiller, Allah'ı zikre başlayınız.

Gece yarısı olunca, o melek yine kanatlarını çırpar şöyle seslenir:

— Teheccüde kalkacaklar kalksın; teheccüd kılsınlar.

Bu nidayı yaptığı zaman, tekrar yer horozları ötüp insanlara o meleğin haberini bildirirler.

Gecenin iki bölüğü geçip bir bölüğü kaldığı zaman, o melek tekrar seslenip şöyle der:

— Hani, günahından mağfiret isteyenler ve âlemlerin Rabb'ında ihtiyaçları ve muradları olanlar?. Kalksınlar; istiğfar etsinler ve mu-radlarını arz etsinler..

Onun bu nidası üzerine yer horozlan ötüp insanları ondan haberdar ederler.

Tanyeri ağardıktan sonra tekrar o melek kanatlarını Çırpar ve şöyle der:

— Şimdiden sonra gafiller kalksın. Hem de üzerlerinde kat kat günahları durduğu halde..

Bunu söyledikten sonra, mekânına yükselir. Bunu duyan yer horozları da öter, onun söylediğinden haberdar ederler.

Cebrail devam etti:

— Ya Resulellah, bu durum hep böyledir; ta, kıyamete kadar..» Bir -haberde şöyle anlatıldı:

— Kıyametin zuhuru vakti geldiği zaman, o melek gecenin üçte birinde nida etmek ister. Ama Yüce Hak'tan şu izzet hitabı gelir:

— Ey melek, kullarımı uyandırmak

Böylece ötmekten nehyedilir. Bu durumda o melek ve tüm sema melekleri kıyamet kopmasının vakti geldiğini anlarlar. Hep birden ağlaşmaya başlarlar.

O gecenin uzunluğu üç gün, üç gece kadardır.

O gece horozlar ötmez ve köpekler havlamazlar, insanlar, tam bir gaflet içinde üç gün, üç gece yatar kalırlar. Ancak, daima teheccüd namazına kalkanlar kalkar; teheccüd namazlarını kılarlar.

-- Sabah olmadı; acaba erken mi kalktık?.

Deyip biraz yatarlar. Tekrar kalktıklarında, sabah olmadığını görürler. O zaman, gecenin uzunluğundan anlarlar ki: Kıyamet geldi.

Bunlar, teheccüd kılmayanları kaldırmak için, çok çalışıp çabalarlar; ama onları uyandırmak hiç bir yoldan mümkün olmaz. Hiç kaldıramazlar. Bunun üzerine kendileri camilere gider; orada toplanırlar. Günahlarına tevbe eder; bağışlanmalarını dilerler. Hep göz yaşı dökerler.. Ta, o üç gün, üç gece geçinceye kadar. Hep tazarruda, niyazda ve ağlamakta olurlar.

Bu süre dolup sabah olduğu zaman, güneş mağripten ctoğar; tevbe kapıları da kapanır..

Resulüllah S. A. efendimizin anlattıklarına devam edelim:

—«Bundan sonra, bir deryaya vardım. Sütten beyaz; insan me nisi gibi yoğundu, içinde bulunan acaip görülmemiş şeyleri anlatmak mümkün değildir. Onların haddi hesabı yoktu.

Cebrail'e sordum:

— Bu ne deryasıdır?. Diye., bana şöyle anlattı: —- Bu deryaya:

— Hayat Denizi..

Derler. Kıyamet kopup yaratılmışların cümlesi helak olduktan sonra. Yüce Hak mahlukunu kabirden kaldırıp onlara mükâfat veya ceza murad ettiği zaman, ferman buyurur; bu deryadan yeryüzüne yağmur yağar. Buradan, yeryüzüne kırk arşın kadar su iner. Cürüyüp toprak olan tenler, kemikler, sinirler ve kıllar meydana gelir. Bu su, o toprağa dokunduğu zaman neden toprak olduysa., derhal eski haline döner. Dağılanlar, böylece bir yere toplanacaklardır. Bütün bu olacaklar,'bu derya vasıtası ile olacaktır.

Bundan sonra, Cebrail ezan ve kamet okudu. Bulunduğum sema ehline imam olup iki rikât namaz kıldım.

 

 
İKİNCİ KAT'A ÇIKMAK İÇİN TIKLAYINIZ