ZAMAN ALGISI

   
   

 

Günlük hayatımızda sıkça kullandığımız bir kavram vardır;

 

Zaman kavramı….

 

Zamanım yok deriz,…şimdi zamanı değil deriz…

 

Peki nedir zaman kavramı ? Nasıl oluşur ? Hiç düşündünüz mü ?

 

Zaman kavramı; günlük hayatımızda yaptığımız şeylerin hafızamızda bıraktığı izler ile oluşur.mesela; sabah kahvaltı ettiğimiz anda yeni bir güne başladığımızı, akşam yatağa girdiğimizde ise, bir gün geçtiğini anlarız. Eğer hafta sonu bir yere gitmeyi planlamışsak, planladığımızı yaparken bir hafta geçmiş olduğu kafamızda zaman mefhumu olarak yer eder. Anılarımız ve kafamızda bıraktığı izler, bizim zaman kavramını algılamamızı sağlar…. İşte bu yüzdendir ki, ileriki yaşlarda beyin adını verdiğimiz hard disk bu anılar ile dolduğunda, disk hataları almaya yani unutkanlıklara başlar insanoğlu. Çünkü artık disk dolmuştur… yeni anı kaydedecek yer kalmamıştır disk üzerinde…önce isimleri unutmaya başlarız, sonra yüzleri,…sonra tuvaletten çıkınca fermuarı kapatmayı ve daha sonrada girince açmayı unuturuz.

 

Bilim adamları beş kişiyi bir odaya kapatmışlar ve pencereden güneşin doğuşunu ve batışını filim olarak oynatmışlar…. Defalarca… üç gün bu işlemi tekrarlamışlar. Ve üç günün sonunda o insanlara burada kaç gün kaldınız diye sorulduğunda; kimi; bir hafta, kimi ise bir ay diye cevap vermiş…

 

İşte böyle! Onları dirilttik ki, birbirlerine sorup dursunlar. İçlerinden biri şöyle konuştu: "Ne kadar durdunuz?" Dediler: "Bir gün yahut günün bir parçası kadar." Dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. KEHF SURESİ 19.

 

Güneşin doğuşu ve batışı ve batışı bizim hafızamızda zaman kavramını oluşturan en önemli faktördür. Düşünün… uzaydasınız… doğan yada batan bir güneş yok….zamanı algılayabilmeniz için zaman gösteren bir alete, bir saate ihtiyaç duyarsınız….çünkü zaman, Einstein’ında dediği gibi izafi bir kavramdır…

 

Uykuda geçirdiğimiz zamanı şöyle bir düşünün;…günlük hayatımızın ortalama yedi yada sekiz saatini uykuda geçiririz. Yani dörtte birini..... Uyku anımızda algılama kapasitemiz de dinlenme halindedir… gecenin bir saatinde yüksek bir gürültü olsa, ne olduğunu anlamamız hemen gerçekleşmez.

 

On yedi ağustos’u yaşamış olanlar bilirler. İnsanlar şaşkınlık içinde kendilerine gelemediler. Rüya sandılar ilk önce.... Gerçeği sonra idrak ettiler.

 

Uykudayken hepimiz rüya görürüz. Kimimiz rüya görmediğini sanır. Halbuki bu kişiler gördükleri rüyaları hatırlayamayanlardır.

Hatırlayanlar ise rüyalarında uzun bir sürenin geçtiğini sanır. Oysa geçen süre birkaç saniye,... Belki de saniyeden bile azdır.

 

Ve ne gariptir ki; üzüntülü, sıkıntılı olduğumuz anlarda zaman geçmek bilmez…çok sevdiğimiz bir yakınımızın ameliyatını beklerken, o hastane koridorlarında geçen süre bize bir asır gibi gelir….oysa ki, sevinçli, mutlu olduğumuz anlarda zaman bir kuş gibi akıp gider…sevdiğimiz biri ile birlikte geçirdiğimiz bir hafta sonu bize bir saniye gibi gelir….eğer bir meşgale bulamazsak, sıkıntıdan patlarız. Zaman denen çark çok ağır döner…işte bu yüzden kendimize bir uğraşı buluruz….

 

Bir sınava girdiğimizde bize soruları yanıtlamak için süre verilir.

İşte bu hayattaki yaşamımız, bize bu imtihan için verilmiş süredir…

 

Fakat ne yazık ki biz, bize verilmiş olan bu zamanı değerlendirmek yerine, zaman öldürmeyi tercih etmekteyiz…. Soruların cevaplarını düşünmek yerine, boş ve anlamsız şeyler ile bize verilmiş olan zamanı heba etmekteyiz. İmtihan esnasında aklımıza bir sürü lüzumsuz düşünce gelmesi gibi, bizler kendimizi bu düşüncelere kaptırmış gidiyoruz…önümüze konulmuş olan sorulara bakmıyoruz bile….

 

Faizler acaba daha düşecek mi ?..acaba Fenerbahçe bu sene şampiyon olur mu ?.... Borsa acaba düşecek mi ?...gibi bir yığın ıvır zıvır sorular nedense aklımızı daha fazla meşgul eder…

 

Size verilen şeyler, şu iğreti hayatın nimetidir. İnanıp Rablerine tevekkül edenler için Allah katında bulunan ise daha hayırlı, daha kalıcıdır. ŞÛRA SURESİ  36.

 

Hayatı düşünürken,….hayatın gerçek anlamını düşünmeyiz….

 

Düşünmek istemeyiz….çünkü bu canımızı sıkar….ve bizler eğlenceli şeyler düşünmeyi tercih ederiz…ve böyle zaman geçirir…zaman öldürürüz….oysa ki, bize verilmiş olan zaman öldürmek için değil, değerlendirmek içindir….

 

Zamanı ve zamanın değerini anlayabilmemiz için güneşin ve ayın hareketleri bize bir ölçü olarak verilmiştir…

 

Şafağı yarıp sabahı ortaya çıkaran/Fâlık O'dur! Geceyi dinlenme zamanı yaptı; Güneş'i ve Ay'ı hesap aracı. İşte budur ölçülendirmesi o Azîz'in, o Alîm'in! EN'AM SURESI 96.

 

Bir gün gelip de  güneşin batıdan doğduğu zaman artık bize verilmiş olan sürenin dolduğu ve zamanın artık sorulara cevap vermek için değil, puanlama için işlediğini göreceğiz….çünkü o gün artık hesap günüdür…..

 

Âhiret azabından korkan için bunda elbette ki bir ibret vardır. O, insanları bir araya getiren bir gündür. Görülesi bir gündür o! HÛD SURESI 103.

 

Zamanınızın değerini bilin….unutmayın ki; size verilmiş olan süre, yani bu hayatınız…. Bir sonraki hayatınız için en değerli fırsattır.

 

Günahkârları, Rablerinin huzurunda başlarını eğmiş olarak şöyle derken bir görsen: "Rabbimiz; gördük, duyduk, geri gönder bizi ki hakka ve barışa yönelik iyi iş yapalım. Artık kesin olarak inanıyoruz." SECDE SURESİ 12.

 

Ahireti kazanmak için gönderildiğimiz bu dünyada, gereksiz ve anlamsız çekişmelerle ve avuntularla zaman öldürerek bu dünyayı kazanmaya çalışmayın…bilin ki; Karun bile bu dünyayı kazanamamıştır….

 

Şu da bir gerçek ki Karun, Mûsa kavmindendi. Onlara karşı şımarıklık/azgınlık yaptı. Ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını taşımak, kuvvetli bir grubu bile zorluyordu. Kavmi ona şöyle demişti: "Şımarma, çünkü Allah, şımaranları sevmez." KASAS SURESI 76.

 

Evet, dünyayı kazanamazsınız ama kazandığınız bir kalp, sizin, ahiretteki dünyanız olabilir….

 

ALLAH YAR VE YOLDAŞINIZ OLSUN.

(Akın Örsmen 21.2.2006)

YOL GÖSTERİCİ

www.yolgosterici.com

 

 
   
         
   

GERİ DÖN